Javascript Menu by Deluxe-Menu.com
Zati ERBAŞ
foto.JPG

Ana Sayfa

Neler oluyor

neler oluyor bana 
neler 
oluyor

devamı»


Kuş kadar olmak

Kızılay da karşıdan karşıya geçmeyi beklerken, sağ omzum, ben istemesem de öne doğru pozisyon alıyor. Bir seferde düzgün bir geçsem ne olur. Herkes kendi sağından yürüse, çarpışmasak, sürtünmesek, geçiş üstünlüğü kimde diye bocalamasak, sinirlenmesek, sinirimiz midemize vurmasa, olmaz mı? Olmaz! Bu sorunun cevabı olmaz. Neden mi? Olmaz kardeşim, biz istediğimiz… devamı»


Rüzgâr, bir tek rüzgâr kaldı aklımda, pır pır eden yelkenin omuzladığı.

Denize demir kazıklar çakılarak yapılmış ahşap iskelenin bağlı olduğu salaş lokantaya doğru yürüyorum. Kimseciklerin olmadığı izbe görünümlü lokanta, yağda kızarmış üç günlük balık gibi kokuyor. Saatler süren denizle boğuşmanın getirdiği sallantı bir anda durunca sallanmayan bir zeminde ayakta durmakta güçlük çekiyorum. Liman sakin olsa da açık denizdeki… devamı»


Rüzgâr, bir tek rüzgâr kaldı aklımda, pır pır eden yelkenin omuzladığı.

Deniz, köşeye sıkıştırılmış bir kedi gibi hırçın. Bumba, üzerine çıkan Erol kaptanı da, destek vermeye çalışan Sefa kaptanı fena hırpalıyor. Erol kaptan Bumbanın üzerinde at terbiyecisi gibi duruyor, bumba sarsılıyor, gacırdıyor, silkiniyor ama kaptanı üzerinden atamıyor. Volkandan gelen sesle irkiliyorum “Tanrım buradan nasıl kurtulacağız” İçimde yükselen kahkahaya engel olamıyorum. Fırtınalı… devamı»


Rüzgâr, bir tek rüzgâr kaldı aklımda, pır pır eden yelkenin omuzladığı.

 Acıkmış biri için peynir ekmek, dünyanın en lezzetli yemeği gelebilir; Deniz sizi bir beşikte sallamıyorsa. Sallıyorsa o zaman işiniz biraz zor demektir. Lokmaları hızla yutuyorum. Birer gofret isteyen var mı? Var tabi ki olmaz mı? Yemek üzeri tatlı keyfimi yerine getiriyor. Birer dilim de deveci armudu hiç… devamı»


Rüzgâr, bir tek rüzgâr kaldı aklımda, pır pır eden yelkenin omuzladığı.

Çocukluğum Karadeniz’in bir balıkçı köyünde geçti. Evimizin altındaki küçük koya palamut zamanı kırk-elli küçük balıkçı teknesi demirlerdi. Palamut çaparileri bağlanırken anlatılan balıkçı hikâyeleriyle büyüdüm ben. Bir oltada yakalanan altmış palamut’un balıkçının omzuna verdiği yükü yaşayarak öğrendim. O zamanlar büyük balıkçı tekneleri yoktu. Her şey daha yavaş yaşanır… devamı»


Rüzgâr, bir tek rüzgâr kaldı aklımda, pır pır eden yelkenin omuzladığı.

 Rüzgar, bir topaç gibi dönerek yağmuru bulduğu boşluklardan, ellerime, yüzüme gözüme sokuyor. Ankara’daki kardan kaçarken burada yağmura yakalanmak hiç hoş değil.Biri içimden geçeni mi dinliyor nedir? Rüzgâr birden bıçak gibi kesiliyor. Tanrı beni dinliyor olmalı. Oysa bunun tam tersinin olduğunu rüzgârın uykuya daldığını ve güç topladığını, gün… devamı»


Rüzgâr, bir tek rüzgâr kaldı aklımda, pır pır eden yelkenin omuzladığı.

Uyku ve uyanıklılık arasında geçen saatler, eklemlerime iyi geliyor. Marinada demirli onlarca yelkenli direğinden çıkan ses martıların kanat seslerine andırıyor. Yarı aralık göz kapaklarımda bin bir hayal dolaşıyor  “Atlantik okyanusunu geçebilsem”  ne güzel olurdu. Günler süren okyanus yolculuğuna dayanabilir miydim acaba? Ya da rüzgârsız bir okyanusta, günlerce… devamı»


Rüzgâr, bir tek rüzgâr kaldı aklımda, pır pır eden yelkenin omuzladığı.

Küçük taburelerin çoğunluğu teşkil ettiği cami kenarı çay ocağında, bizi otogardan beri takip eden sokak köpeğine, ayırdığım iki lokma böreği ikram ediyorum. Vay be böreğe bakmıyor bile, sanırım börek almadan ona sorsam iyi olacakmış. Tok olmanın keyfi bambaşka, iki çay alabilir miyiz?  Kıyıda köşede kalmış tek tük esnafa… devamı»


Rüzgâr, bir tek rüzgâr kaldı aklımda, pır pır eden yelkenin omuzladığı.

Rüzgâr, bir tek rüzgâr kaldı aklımda, pır pır eden yelkenin omuzladığı. Hadi tekne transferine gidelim dedi Sefa kaptan. Gidelim özledim denizi. Neden içimi ürpertiyor yolculuklar bilmiyorum. Belki, bilinmezlik yüklü oldukları içindir. Belki de yolculukların yaşanmışlıklarının yaşamımı daha da anlamlı kılması. 

  devamı»


Bir kış yürüyüşü için kurulabilecek en tehlikeli cümle

Kar, diz boyunun üzerinde. İlk karda orman yolunu kullanan arazi araçlarının tekerlek izlerine sıkışan yürüyüş gurubunun karda bıraktığı izleri düzelterek dönüş için daha kolay bir kar patikası oluşturmaya çalışıyoruz. İzni sürdüğümüz gurubun deneyimli ve donanımlı olduğu anlaşılıyor. Yürüyüşleri tempolu, adımlar düzgün, kilosu fazla olanların ekibin arkasına düştüklerinde… devamı»


Koşulsuz olmak, yüreği adam akıllı açmak zor iş

Yorgunum. Aslına bakarsanız değilim. Yani neler olup bittiğini anlayamıyorum. Bir şeyler eklendikçe hayatıma ya da bir şeyler eksildikçe, kendimi daha bitkin ve yorgun hissediyorum. Bir ayarı da yok ki; şöyle azıcık açsam ısınsa, kapatsam soğusa. Zor iş bunu başarabilmek biliyorum. Gecenin geç saatlerinde içime çöken sessizliğe rağmen… devamı»


Tırtılın ölümü

 Çişkara geçidini aşan patika kıvrıla kıvrıla vadinin derinlerine iniyor. Bir sağ, bir sol, dön o yana dön bu yana, başka türlü de inmek mümkün değil. 2850 m. yükseklikle tepe noktasına ulaşan patikayı yayladan yaylaya göç eden insanların yük hayvanları oluşturmuş. Yük taşımak zor; Eskiden yol yapılırken yüklü… devamı»


Kızıl Geyik

Hava, yağmur yüklü, geceyle düşen sıcaklığın dondurduğu toprak, her adım da ses veriyor. Tepeler, yağmurun oluşturduğu erozyonla şekillenmiş. Derin yarıklar, suyun aşındıramadığı kayaların oluşturduğu uçurumlar ve insanı bıktıran bir çamur.  Yağmurla yıkanan yeryüzünün derinlerinden gelen fosil ağaç parçaları dere yataklarında oraya buraya saçılmış. Milyonlarca yıl öncesinden gelen… devamı»


Kimdi onlar?

Ne kadar yaşar ve ne kadar ölürüm, hiç bir fikrim yok. Yaşama içgüdüsü düşüncelerimden uzak tutuyor ölümü. Zamansız uçup giden sevdiklerimden kalan acı, zamanla yorulup buruk anılara dönüşüyor; Arada bir hatırlanan, ve sadece hatırlandıkça canımızın yakan. Yaşamak ne güzel, ne büyülü şey uzak tutuyor bizi ölümden.

  devamı»


Bırakın o günün problemleri de bir sonraki güne kalsın.

Uçar gibi, kaçar gibi çıkıyoruz doğaya. Ana kucağı gibi şefkatli ve güzel, nasıl da iyi geliyor. Pazartesiden perşembeye kadar ancak yetiyor, keşke daha fazla doğayla iç içe olabilsek. Kentler, beton ormanlara dönüştürüldükçe pek de şansımız yok, en azından şimdilik öyle görünüyor. Eksik olanı doğa da uzun yürüyüşlerle… devamı»


Hadi çık git

Hızla ilerliyor tren. Raylardan gelen sesi dinliyorum. Hadi çık git çık git, hadi çık git, çık git. Gülüyorum halime.  Açılan ve kapanan kompartıman kapıları saat başlarını hatırlatıyor. Trende zaman, sesli akıyor.Şehirler köyler, kasabalar, terk edilmiş istasyonlar, inenler, binenler ve derinden gelen ses; Hadi çık git.

devamı»


Bukalemun/Chamaeleo chamaeleon (LINNAEUS, 1758)

Bukalemun/Chamaeleo chamaeleon (LINNAEUS, 1758)

devamı»


Kibirli olmak denilen günah

Sonbaharın son deminde açan çiçekleri görmek ne güzel. Siklamenlerin boy gösterdiği gölgelerde renkler, yaşama kattığımız ayrıntılar bütününe benziyor. Güneş, yağmurla yıkanmış gökyüzü, yol kenarlarına kümelenmiş mora çalan renkleriyle çiçekler, adımlarıma eşlik ediyor. Gönül gözü kapalı ne kadar yürüyebilirim? Bilmiyorum. Adımlarıma eşlik eden küçük kaya parçalarında tökezliyorum, tıpkı… devamı»


İşte bu yüzden dostlukların onarıma ihtiyacı yoktur.

Yaşayıp öğreniyorum yalnızlığı. Affetme duygum, akıp giden su gibi, kuruyorum. Ben hiç affedemedim kendimi. Bunu başardığımı sandığım zamanlarda bile, küllerimin arasında canımı yakacak bir köz buldum. Bunu ben yaptım kendime, başka biri değil. Dünya bu kadar yaşanası ve güzelken, neden böyle bir yaşamı seçer ki insan, bunu… devamı»