Blog

7 Mart 2011

Balık Ağı Dostluklar

Kalabalık içime işliyor. Bulvardan yükselen zamanın içerisinde yolumu bulmakta zorlanıyorum. Her nefeste, çalıyor benden zaman. Gözler kapalı yürümeli, nefes almadan, duymadan sesleri, Güneşi hissetmeden yürümeli, sıcaklığını duyumsamadan. İşe yarar mı hatırlamak için sevdayı.

Rüzgârla gelen yağmur, teknenin güvertesini yaramaz bir çocuk gibi tokatlayarak sahile ulaşıyor. Derin yarlarda yetişen çam ağaçlarının tozunu alıyor damlalar, yemyeşil bir zaman çıkıyor ortaya. Ortalığı birbirine katan rüzgâr, kayaların, toprağın, çamların kokusunu taşıyor denize. Soluk soluğa deniz, soluk soluğayım yaşamaktan, sevdalı olmaktan. Yaşamak işte böyle bir şey!

Fırtınaya yenik düşen bir göç kuşu gibi suyun kollarına bırakıyorum kendimi, deniz bir yandan, yağmur bir yandan, rüzgar bir yandan sarsıyor beni “ kendine gel, çoktan geldi geçiyor hayat” Yavaşça dalıyor, süzülüp gidiyorum derinliklere. Balığın biri yanımdan geçerken durup bakıyor gözlerimin içine, ne işin var burada, buraya ait değilsin sen.

İki koltuk mesafesinin dostlukları belirlediği zamanları hatırladıkça, evet diyorum, haklısın sen küçük balık. Kalbinden gelmeyeni diline taşıyan insanların sayısı çoğaldıkça sen hep haklı olacaksın. Yaşadığım dünyadan kaçıp geldim sana.

En derin yeri değil belki denizin, en karanlık yeri de değil, ama kendimi bulduğum yeri, mutlu olduğum yer.

Onlarca çiyanın üşüştüğü ölü balığa ulaşıyorum en dipte, akıntıda yaşıyor. Bir sağa, bir sola sallanıyor ve bu tükeninceye kadar bu böyle sürecek. Hey balık, şimdi ölmenin zamanı mı? Hele tam da bahar gelmek üzereyken. Boğazına düğümlenmiş balık ağı, boğazımda düğümlendi kelimeler.

Balık ağı dostluklardan sıyrılıp, atışım kendimi açık denize, daha çok sevmek ve yaşamak içinmiş meğer; Yeni öğrendim.

zati erbaş
06.03.2011 Fethiye

Gezi Yazıları

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir