Blog

16 Temmuz 2010

Ben, En İyi Dostunum Oyunu

Karanlığın getirdiği sessizlik, ocaktan yükselen alevlerin çıtırtısıyla bozuluyor; gölgeler büyüyor, zaman uzuyor. Yıldızların sesini duyabilir miyim? Gözlerime karanlığı doldurup, bir taşın üstüne çöküyorum duyarım düşüncesiyle, sadece kalbimin sesi hakim geceye. Gözlerimden düştüğün zamanlar geliyor aklıma, ne çok acı bırakmışsın içimde.

Aşkı arayanlar nereye bakmalı? Tabi ki kendine; Bu sorunun cevabının kendimize bakmak olduğunu anlamak için, bu kadar uzun yola, bu kadar acıya gerek var mı? Belki var, belki de yok.  Yaşananlardan, yaşanmış olanlardan yapıyoruz kendimizi ve ben her ayrıntısını seviyorum, acıysa acı, mutluluksa mutluluk, hataysa hata; bütün bunlar olmasa ben, ben olmazdım belki de.

Düz bir taş lazım, balıkları temizlemek için, getirir misin? Bakınıyorum çevreme ve en düzünü söküyorum topraktan. Unutuyorum her taşın altında bir yaşam olduğunu. Ve yeni sıyrılmış bir gömlek gibi çıkıyor karşıma, ben neysem, o’yum, oyunu.

Yaşamda kendi olabilmek,  hiç kolay değil. Oynadığımız oyunlar geliyor aklıma, iyi adam olma oyunu, iyi kadın olma oyunu, sadakat ve sadakatsizlik oyunu. Sonra, ben en iyi dostunum oyunu; bu oyunu yeni, en zor ve en acı yoldan öğrendim.

Bir akreple dost olabilirsiniz, çünkü onun sizinle hiçbir alıp veremediği yoktur. Oysa insanla dost olmak hiç kolay değildir. Nedensiz acıtır, incitir, kırar, döker. Hiçbir zaman kendisi olacak kadar da yürekli değildir. Dost olmak yürekli olmak işidir ve herkes bunu beceremez.

Akrebe bakıyorum, gömleğini çıkarmış üzerinden, korkuyla bakıyor bana, acıtır mıyım, incitir miyim bilmeden.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir