Blog

16 Ekim 2008

“Benim Adım: Doğu Çınarı” Diye Başlıyor

Hangimizin hayatında yeri yok ki? Soluklanmak için, sevgiliyle buluşmak için, çocuklarımızı gezdirmek için.  Avuç içi kadar yer oysa. Üç beş yaşlı ağacın ayakta kalabildiği, kuğuların ve insanların sığındığı son yer. Olmasa ne yapardık.? Yıkmak istediklerinde, direndik, kahramanlar gibi. Şarkılar söyledik, bağırdık, çağırdık. Kazandık sonunda. Dokunamadılar. Başarımızı kutladık şarkılarla, türkülerle.

Cinnah Caddesi’nde gördüklerimden kaçarcasına iniyorum Kuğulu Park’a. Ağaçların sonbahar renklerine büründüğü güzelliğe sığınıyorum. İyi ki, var burası. Şehirden, gürültüden, tozdan, dumandan kaçmak için başka da bir yer yok. “Çay vaaaar, var mı çay içen” diye bağırarak dolaşan adamla selamlaşıyorum. Beni tanımıyor. Olsun, iyi bir adam besbelli yoksa selam vermezdi. Kendi kendime gülümsüyorum, deli miyim? Belki, ama olsun, gülümsemeyi seviyorum.

Kuşlar inip, kuşlar çıkıyor ağaçlara. Hafif bir rüzgâr parkın içerisinde dolaşıyor. Ben sadece izliyorum. Ağaçların üzerindeki tabelalar dikkatimi çekiyor. “Benim adım: Doğu Çınarı” diye başlıyor. Ne güzel, ağaçların isimlerini öğreniyorum. Ne çok tür varmış. Ağaçların üzerine asılmış etiketler reklam içeriyor. Bilmem ne derneği, bilmem ne şirketi. E reklamsız olmuyor. Hem reklam yapıyor, hem vergiden düşüyor, hem de çağdaşlığımızı gösteriyoruz.

Tüm ağaçları dolaşıyorum. Ve her tabela başka bir gerçeğe götürüyor beni. Biz yaptıklarımızı sadece iş olsun diye yapıyoruz. Sanırım, Avrupa birliği projelerinden biriyle karşı karşıyayız ya da değil. Çok da umurumda değil aslında. Ancak bütün yapılanlar sadece iş olsun diye yapılmış. Neden mi? Uğruna savaştığımız, gece yarılarına kadar oturma eylemi yaptığımız, pankart açtığımız her ağaca, onların yapamadıklarını biz çaktırmadan yapmaya başlamışız bile. Farkında mıyız? Hayır.

“Neden sadece tabelaların fotoğrafını çektin yavrum?” diyor, parkta dinlenmekte olan yaşlı hanım. “Siz ne görüyorsunuz?” diyorum. “Ağaçların çoğuna tabelaları çakmışlar. İnsanın içi acıyor, farkındayım”. “Ama olsun Cinnah Caddesi’ nde ağaç kalmadı, en azından buraya sahip çıktılar”. Gülümsüyorum. “Desenize bu kentin trafiğini çözmek için onlarca alt ve üst geçit yapanlar da haklı”. “Hayır” diyor “haklı değil”. “Ama olsun burada hâlâ oturabiliyoruz”.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir