Blog

6 Aralık 2011

Bırakın O Günün Problemleri de Bir Sonraki Güne Kalsın.

Uçar gibi, kaçar gibi çıkıyoruz doğaya. Ana kucağı gibi şefkatli ve güzel, nasıl da iyi geliyor. Pazartesiden perşembeye kadar ancak yetiyor, keşke daha fazla doğayla iç içe olabilsek. Kentler, beton ormanlara dönüştürüldükçe pek de şansımız yok, en azından şimdilik öyle görünüyor. Eksik olanı doğa da uzun yürüyüşlerle tamamlıyoruz. Bedenlerimizi, en değerli hazinemizi keşfediyor, onlarca yıl ona gösterdiğimiz hoyratlığın sonuçlarını görüyoruz. Eskimiş yahu biz farkına varmadan, bütün kaslarımı hissediyorum evde, dizlerim gıcırdıyor.

Doğadan korkuyoruz. Bunun ayrımına son zamanlarda daha çok varıyorum. Kaybolma duygusundan mı? Bilmiyorum. Ki ben kaybolmanın dünyanın en zevkli şeylerinden biri olduğuna inanıyorum. Belki ne yapacağımızı bilmemekten, belki de her şeyi kontrol etme isteğimizin elimizden gideceğinden. Her ne olursa olsun yine de korkuyoruz. Her şeye rağmen aklımızın iyileşme isteği yine de bizi ona götürüyor.
O zaman bir şey yapmak lazım, ama ne? İşte bu noktada çözüm gayet basit, bağları koparmak lazım. Mobil iletişim araçları bizim gerçek yaşamla, “hangisi gerçek yaşam tartışılır” bağımızı sağlıyor. Onunla uyuyor onunla uyanıyoruz. Her şey onda başlıyor onda bitiyor. Aşkı onunla anlatıp ayrılıkları bile onunla yaşıyoruz. Sevgilinize, gözlerinin derinlerine bakarak, onu sevdiğinizi, en son ne zaman söylediniz.
Yaşamla olan bağınızı artık telefonunuzla kurmaktan vazgeçin. Bırakın o günün problemleri bir sonraki güne kalsın.
zati erbaş
Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir