Gezi Yazıları

13 Aralık 2011

Kimdi Onlar ?

Ne kadar yaşar ve ne kadar ölürüm, hiç bir fikrim yok. Yaşama içgüdüsü düşüncelerimden uzak tutuyor ölümü. Zamansız uçup giden sevdiklerimden kalan acı, zamanla yorulup buruk anılara dönüşüyor; Arada bir hatırlanan, ve sadece hatırlandıkça canımızın yakan. Yaşamak ne güzel, ne büyülü şey uzak tutuyor bizi ölümden. Sonbahar yapraklarının üzerinde gecenin sisi buza dönüşmüş. Dere yataklarında […]

Gezi Yazıları
6 Aralık 2011

Bırakın O Günün Problemleri de Bir Sonraki Güne Kalsın.

Uçar gibi, kaçar gibi çıkıyoruz doğaya. Ana kucağı gibi şefkatli ve güzel, nasıl da iyi geliyor. Pazartesiden perşembeye kadar ancak yetiyor, keşke daha fazla doğayla iç içe olabilsek. Kentler, beton ormanlara dönüştürüldükçe pek de şansımız yok, en azından şimdilik öyle görünüyor. Eksik olanı doğa da uzun yürüyüşlerle tamamlıyoruz. Bedenlerimizi, en değerli hazinemizi keşfediyor, onlarca yıl […]

Gezi Yazıları
24 Kasım 2011

Hadi Çık Git

Hızla ilerliyor tren. Raylardan gelen sesi dinliyorum. Hadi çık git çık git, hadi çık git, çık git. Gülüyorum halime. Açılan ve kapanan kompartıman kapıları saat başlarını hatırlatıyor. Trende zaman, sesli akıyor.Şehirler köyler, kasabalar, terk edilmiş istasyonlar, inenler, binenler ve derinden gelen ses; Hadi çık git. Kesilip biçilen demir dağları görüyorum, bulanık akan sular, terk edilmiş yollar, […]

Gezi Yazıları
11 Kasım 2011

Kibirli Olmak Denilen Günah

Sonbaharın son deminde açan çiçekleri görmek ne güzel. Siklamenlerin boy gösterdiği gölgelerde renkler, yaşama kattığımız ayrıntılar bütününe benziyor. Güneş, yağmurla yıkanmış gökyüzü, yol kenarlarına kümelenmiş mora çalan renkleriyle çiçekler, adımlarıma eşlik ediyor. Gönül gözü kapalı ne kadar yürüyebilirim? Bilmiyorum. Adımlarıma eşlik eden küçük kaya parçalarında tökezliyorum, tıpkı hayatta olduğu gibi. Düşer miyim? Bilmiyorum. Yaşayıp göreceğim. […]

Gezi Yazıları
1 Kasım 2011

İşte Bu Yüzden Dostlukların Onarıma İhtiyacı Yoktur.

Yaşayıp öğreniyorum yalnızlığı. Affetme duygum, akıp giden su gibi, kuruyorum. Ben hiç affedemedim kendimi. Bunu başardığımı sandığım zamanlarda bile, küllerimin arasında canımı yakacak bir köz buldum. Bunu ben yaptım kendime, başka biri değil. Dünya bu kadar yaşanası ve güzelken, neden böyle bir yaşamı seçer ki insan, bunu bilmiyorum işte. Belki de, içimde küllenmeye yüz tutan […]

Gezi Yazıları
4 Eylül 2011

Haşlanmış patates, yumurta ve kamp adabı

Güneşin kavurarak yarattığı, yaşlı bir bilge gibi duruyor dağ, sıcak, soğuk, kurak ve bereketli, her şey gizli ve keşfetmek insana düşüyor. Gözlerini yum ve dinle geceyi; bir yarasanın rüzgârı, bir gece kelebeği ya da baykuş sesi yankılanacaktır kayalıklarda. Yuvarlanan taşlar, dağ keçilerini, küçük bir tıkırtı tilkiyi getirecektir sana. Gece aydınlanacak ve sen göreceksin her şeyi. […]

Gezi Yazıları
20 Temmuz 2011

Örümcek Konservesi

Yaşam ve ölüm, iç içe her daim. Biri diğerini kovalıyor gün boyu. Görünmez bir güç savaşı sürüyor, biz farkında olamasak da. Olan bitenin farkında olmak önemli, önemli çünkü, yaşam döngüsünü anlamak, hayatı daha değerli kılıyor. Bu gün, ölümden bahsetmenin anlamı yok biliyorum ama ben bahsedeceğim. Bahis konusu ölüm, yaşamı yeniden doğuracak olan ölüm. Ölüm yaşamı […]

Gezi Yazıları
11 Haziran 2011

İnsanla, İnsan Olmak Arasında, Arasatta Kalınan Yer

Biraz yağmur, biraz güneş, arasatta kalmış mevsimler zamanı. Onlarca tekerleğin döndüğü asfalt, mahşer yeri; kediler, köpekler, tilkiler, fareler, aman bir kirpi, of bir yılan, sıkıştıkları yerde yanan onlarca insan. Ben nerede miyim? İnsanla insan olmak arasında arasatta kalınan yerdeyim. Çiçeğe dönmüş toprakların çevrelediği yol, ölüm tuzağı, biraz hız kesmek insana yakışmıyor. Hızla yaşıyoruz. Hızla ölüyoruz. […]

Gezi Yazıları
10 Haziran 2011

Seni Sinek Gibi Ezerim

Seni sinek gibi ezerim! Havada ıslık çıkararak savrulan gazete, bu gerçekliği doğruluyor. Organları parçalanmış böceğin, tam da okuduğunuz köşe yazısının üzerine yapışmasıysa, başka bir sorun teşkil ediyor. Baş belası olarak gördüğümüz bu canlılardan kurtulmanın bin bir yolunu keşfettik ama hala gazetemize yapıştığında nasıl bir çözüm bulacağımızı bilmiyoruz. Ezmek, parçalamak, onlarca kimyasal dışında onları elektrikli tellerle […]

Gezi Yazıları
2 Haziran 2011

Uğur Böceği Zamanı

Saçı sakalı birbirine karışmış pejmürde adamların boşlukla konuşarak sokakta dolaşmalarına bir anlam veremezdim. Onlar farklıydı. Görünmez olanla konuşmak nasıl bir şeydi? Bir gazete ya da kitabın sayfaları arasında aranılan şey neydi? Neydi bu adamları dünyadan uzaklaştıran şey. Değişmek tutkumuz olmaya başladı. Pantolonlar, etekler, yüksek ökçeli pabuçlar, örtüler, renklerle, değişiyoruz. Kendimizde bulamadığımız tanrıyı uzak diyarlarda arıyoruz. […]

Gezi Yazıları