Blog

23 Şubat 2010

Çocukluğuma Giden Yol; Köz, Kül ve Ekmek

Ateşle dans eden fındıkkabuğu akkora dönüyor. Sobaya giren köz küreğinden çıtlak sıçrıyor çaput kilimin üzerine, annem telaşsız basıveriyor üzerine. Köz, mangalın ortasındaki kül çukuruna tepeleme yığılıyor. Kürek pat pat düzeltiyor közü, sıkıştırıyor, biçimlendiriyor. Mangalın külüyle sarıp sarmalanan köz, uykuya dalıyor kül oluncaya dek.

Bez torba açılınca mısır unun kokusu dolduruyor odayı, annemin gözü ışıltıyla parlıyor. Akşama pancar çorbası yaptım bir de fırın mısırı unudan mısır ekmeği ne güzel olur yanında. Fırınlanmış mısır unu su ve tuz kulak memesi kıvamında yoğruluyor. Kuzinenin üzerinde kızdırılmış bakır ekmek tavası, yağlanıyor ve hamur boca ediliyor içerisine. Mangaldaki közün uykusu kaçıyor ekmek tavası yerleştiğinde ve belli belirsiz bir vızıldama yayılıyor mutfağa.

Her daim kaynayan ıhlamurun kokusuna benzerdi annemin kokusu. Ah güzel annem, canım annem, bir tane annem. Şimdi gözyaşı oluyor içimde.

Mangalda köz, kül; tavada un, ekmek oluyor saatler sonra ve sıra bir çocuğun arsızlığına geliyor. Şimdi Öğmeç zamanı. Siz Öğmeçi bilmezsiniz doğru ya. Sıcak mısır ekmeğini bol tereyağıyla iyice karıştırdınız mı öğmeç olur. Çok da lezzetlidir. Ama faza yemeye gelmez hasta eder adamı.

Özlemle konuşuyoruz. Bir bütün ekmek yedim, bir o kadar da tereyağı diyor. Keşke köy ekmeği olsaydı. Köy ekmeğinin tadı, şehirde pişenlerden çok farklı; hamur, odun, is, kül ve köz farklı lezzetler katıyor ekmeğe.

Dolu, kar ve yağmur var. Buradan keselim yoksa keyif sıkıntıya dönüşecek. Yayladan geçerken gözüme takılan fırına büyülenmiş gibi yöneliyorum. Yol, çocukluğuma gidiyor, köze, küle ve ekmeğin lezzetine.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir