Blog

5 Mayıs 2010

Dağınık Adamım Vesselam

Yılan Gömleği

Darmadağın bir hayatım yok belki, ama darmaduman bir odam var. Günü üzerimden soyunup attığım koltuğun üzeri, pantolon, gömlek, giysiler ve şapkalarla dolu. İkinci el giysi dükkânlarına benzer bir kırmızı koltuğum oluyor böylece. Çocukluğumdan beri, günden arta kalanı ve giysilerimi oraya buraya fırlatıp duruyorum. Annem çok sinirlenir, söylenirdi, bıktım arkanı toplamaktan. Büyüsen de akıllansan biraz. Büyüdüm ama akıllanmadı içimdeki çocuk. Ve ben içimdeki çocuğu seviyorum.Vadide zaman, yavaşça akan nehrin götürdüğü bir kayık gibi süzülüyor. Güneş sıcak ve yumuşak, güneş, kızgın bir boğa gibi vuruyor toprağa. Söğüt ağaçları ağlıyor. Kuşlar telaşsız bir yaşamın kıyısında; Her şey darmadağın, her şey içimdeki çocuk kadar güzel.

Hafif esen rüzgâr, dikenli çalıların tiftik keçilerinden kopardığı yapağıyı kıpırdatıyor. Bir kelebek havalanıyor ve konuyor ellerime, vadide huzur ve dinginlik hüküm sürüyor.

Koş, çabuk gel, bir yılan var burada. Çağrıya uçarcasına gitsem de bodur çalılarda kayboluyor yılan, korkuyla. Korkuyor. bu nedensiz karşılaşmadan. Ne garip değimli? Korkularımızı tetikleyen bu canlının, bizden kaçması; üstelik kendimizi onun karşısında bu kadar güçsüz hissederken. Kaç diyorum, kaç kurtul ve yeni yavrular getir dünyaya, dünya sensiz olmasın.

Rüzgârın titreştirdiği otların üzerindeki pırıltı dikkatimi çekiyor. Her yıl en az iki kez giysi değiştiren bir yılanın eski gömleği saçılmış otların üzerine. Yılanın değiştirdiği giysiden arta kalanlarsa küçük böcekler için yemeğe, bitkiler için toprağa dönüşmekte. Doğa’da hiçbir şey boşa harcanmıyor. Her şey yeniden yaşama dönüyor, yaşama dönüşüyor. Benimse gün kirlisi gömleklerim hala yerinde duruyor.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir