Blog

27 Nisan 2011

Doğada Yapılan Tüm Aktivitelerde Bilgisiz Göze Alış “Tehlike” Demektir

Ne yağmurdu ama! Köstköy Camisi’nin yanında usul usul yağan yağmurun günün sonunda bizi donumuza kadar ıslatacağı insanın aklına gelmiyor. Yağmura, hafif dolu ve rüzgâr eklediğinizde olacaklara siz bile inanamazsınız. Güzel olan yine güzel kalır ama acımasızlaşır. Sevdiklerimizde öyle değil midir çoğu zaman? Tutkuyla bağlı olduğumuz ve doyasıya yaşamaya uğraştığımız da canımızı yakmaz mı kimi zaman?

Sabah, telefonuma çıkan servis şoförünün “ Ben gelmiyorum” demesiyle bu gezinin çetrefilli olacağı belliydi. Nasıl gelmezsin yollarda bekleyen bir sürü insan var. Oldum olası bekletilmeyi hiç sevmem. Buluşma saatlerine hep erken giderim. Eğer birilerini bekletmek beni gerecekse, bekleyerek gerilmeyi tercih ederim. Sabah beş dakika geç kaldığınızda her şeyin beş dakika ötelendiğini mi sanıyorsunuz? Her gelen için eklenecek birkaç dakika son katılımcı için neredeyse yarım saati buluyor. Yarım saatlik gecikmeyle başlayan gezinin, son durağında bekleyen için süre, en az bir o kadar daha uzuyor. Düşünün ya en son binen siz olsaydınız.

Beypazarı vadilerinin bu kadar güzel olduğunu yeni keşfediyorum. Vadilerde yer alan üzüm bağları, erozyonun şekillendirdiği tepeler, küçük ağaç öbekleri, hepsi farklı bir güzellik katıyor insana. Tepel’e çıkarken, sis hiç eksik olmuyor yanımızdan yöremizden. Kuşatılmış duygusu bir yana, Tepelin güzelliğinden de yoksun kalıyoruz. Derin vadileri oluşturan yamaçlarda yürümek, oldum olası mutlu eder beni. Sanki hafif bir rüzgar gelse bir kanat çırpımı havalanıp gideceğim; Kiminin özgürlüğü, kiminin tutsaklığıdır oysa.

Benim rüzgâr beklediğim vadiler kimileri için dipsiz bir boşluğa, uçuruma dönüşüyor. Ökseye yakalanmış bir kuş gibi çırpınan yol arkadaşımın aklından geçeni biliyorum” ya düşersem”. Her şey yolunda giderken insanın aklının kurguladığı boşluğa düşmesi ne kadar ilginç değil mi? Kendi yarattığımız uçuruma düşme korkusuyla kilitlenip kalıyoruz.

Elini tuttuğumda kolaylıkla aşacağı bir adım mesafeyi, onun için sınava dönüştürmekse benim sorumluluğum. Elimi tut çağrısına cevap vermiyorum.

Neden denemiyorsun? Yapabilirsin! Yapamıyorum! Denemedin ki! Ya düşersem? Düşmezsin! Düşerim korkusu aklından çıktığı anda adımını atıyor. Bekle beni, tabi ki beklerim. İstersen çantamın altındaki perlondan tut birlikte çıkalım. Geriye doğru hafifçe çekilen çantamdan perlona tutunduğunu anlıyorum. Yamacı hızla tırmanıyorum. Çantama hiç ağırlık binmiyor. Göz ucuyla acaba bıraktı mı diye kontrol ediyorum, hala peşimde. Artık ayaklarını yere daha sağlam basıyor. Boşlukta, korku da, arkamızda kalıyor.

İçimizi dolduran korkuların ne kadarını aklımız üretiyor? Bilmiyorum. Aslına bakarsanız bir ömrü bu korkuları üreterek geçiriyoruz. Doğada yapılan tüm aktivitelerde bilgisiz göze alış “tehlike” demektir. Ve bu göze alışlardan sizi sadece korkumuz koruyabilir.

Yağmurla gelen, rüzgâr ve doluda sığınacak yer şansımızı kaybedeli çok oldu. “Bu bir İlkbahar yürüyüşüdür ancak mevsim geçişi nedeniyle kış donanımı gerektirebilir” uyarısına kulak verenler yağmurun keyfini sürerken diğerleri soğuktan titriyor; Bense araç gelmezse ne yaparım korkusuyla baş etmeye çalışıyorum.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir