Blog

4 Mart 2011

Ekmek Kokusu

Eleğin tahtadan yapılmış kasasına vuran yüzüğün çıkardığı ses, soğuktan üşüyen çenelerimin tıkırdamasına benziyor. Bakır çanaktan, eleğin küçük karelere bölünmüş yeşil ağına yığılan un, azaldıkça, beyaz örtünün üzerindeki tepe gittikçe büyüyor. Un, rüzgârdan kurtulmuş kar taneleri gibi hızla düşüyor yere. Bacaklarımın titremesine engel olamıyorum. Bu gün bile ekmek kokusu geliyor burnuma.

Kar’ın üstüne serptiğim ekmek kırıntılarına üşüşen karatavukları izliyorum. Yaramaz bir kedi gibiyim. Çocukluğum, ne kadar uzak.

Perdeyi aralayıp, kar yağışını kontrol ediyorum. Rüzgâr üşütecek. Bu gün zor ve güzel bir gün olacak. Fırıncı Kadir; delirdin mi? Bu hava da nereye gidiyorsun? Köyde olsan, sen gitmez miydin? Gülüyor. Hiç gitmem mi? Poğaçaları pişiren usta kızgın bir bakış atıyor. Beni sevmiyor, biliyorum, her pazar poğaça yüzünden yarım saat erken geliyor. Mermer tezgâhta, fırından yeni çıkan poğaçalar soğuyor. Çay içmeyecek misin? Sevmiyorum sabahın köründe çay içmeyi.

Pazar sabahları dolmuşçular da, yolcuları da sevmiyor beni. Sıcak poğaça kokusunun titremelerini görüyorum bacaklarında; çocukluğum geliyor aklıma.

Kumrular sokakta, elindeki poşetleriyle pazardan dönen orta halli, yaşlı bir adam gibiyim. Poğaça, peynir, meyve suyu, evdekiler mutlu olacak mı bu sabah, bilmiyorum. Kar yağışı, ince ve aralıksız.

Karda iz açarak, uzaklaşıyoruz. Yıldırımı sıkı sıkı tembihliyorum, ben aramadan, sakın bir yere gitme. Tamam hocam, gitmem. Kar yağışı diniyor. Yol güzel, sen bizi diğer tarafta bekle. Araçla bağlantımız kopuyor. Artık aracın güvenliğine ulaşma şansımız yok.

Neden doğada bu kadar agresif davrandığım, tedirgin olduğum sorulur,. Cevap veremem, vermem, çünkü doğadaki gizli tehlikenin farkında olmanın bir sonucudur bütün neden. Sorunsuz yaşanan her şey güzeldir, gülersin, eğlenirsin. Güzel bir gün geçirir evine dönersin. Mutlu olmayı kim istemez.

Artık bitti! Altı kilometrelik bir orman yolu kaldı. Dereyi geçtik mi tamam. Suyun üzerine yerleştirdiğimiz iki ağacı kullanarak karşı kıyıya geçiyoruz. Tülay, ilk bölümü kolaylıkla aşıyor, bir adım sonra karşı kıyıda olacak. Kısa bir adım atınca, buz kırılıyor ve suya gömülüyor. Lanet olsun ayağım ıslandı. Şu hale bak onca yolu gel burada ıslan, olacak iş mi? Uzaklaşıyor.

Herkes karşı kıyıya geçince rahatlıyorum. Ama rahatlama büyük bir hataymış! Koş koş biri düştü! Yerde oturan Tülay’ın yüzündeki acı dolu ifade hiç hayra alamet değil. Ayak bileğini kontrol etmek için eğiliyorum. Islak olan ayağım taştan kaydı, nasıl oldu anlamadım. Yok bir şey, üzerine basabilecek misin? İlk deneme başarısız. Ayak bileğinde problem var ve çözümü burada değil. Böyle bir durumda ayakkabıyı çıkarmak büyük bir hata; Ayağın ıslak, havanın soğuk oluşu bir avantaja dönüşüyor. Soğuk kompresi doğal yoldan yapıyoruz. Özlem batonlarını ver, kimde elastik bandaj var? Ayağı batonlar yardımıyla sabitliyorum. Artık taşınmaya hazır.

Sırt çantalarının bel kolonlarına yerleştirdiğim batonların üzerine oturtup hızla yola koyuluyoruz. Kaybedecek zaman yok. Yüksek kar, yoldaki izler, yürümeyi zorlaştırıyor. Yorulanı değişerek taşıma işini sürüyor. Rüzgarla yıkılan ağaçların oluşturduğu engelleri aşmak tam bir eziyet, yaralı ayak kıpırdadıkça, Tülay acıyla kasılıyor. Gücümüzün gittikçe tükendiğinin farkındayım. Yol uzuyor. Herkesin taşıma işine katılması gerek.

Adnan, sedye için iki ağaç ayarlar mısın? İki kalın dal ve ceketler sedye oluyor. Yorgunluk arttıkça taşıma işi güçleşiyor. Şeref ağabey siz Semra’yla araca gidin ve mümkün olduğu kadar yakına gelmesini söyleyin.

Ayağınızın kırılması doğada karşılaşabileceğiniz en büyük tehlike ve biz bu tehlikeyle yüzleşiyoruz.

Tepe lambalarının ışığı birilerinin geldiğini gösteriyor. Geçmiş olsun yardıma ihtiyaç var mı? Nasıl bir soru bu, tut işte ucundan sedyenin. Ekip geldiği gibi uzaklaşıyorlar. Semra ne yaptınız? Diğer ekip yardım eder sandım. Jandarmayı arayalım diye tutturdular. Bir de onlarla uğraştım. Orman da çalışan traktörü çevirdim. Az aşağıda bekliyor. El ettim, baktım durmuyor, atladım önüne. Tülay’ı traktöre yerleştirip araca yolluyoruz. Ekip rahatlıyor. Yüzlerdeki gülümseme anlatılmaz; Tıpkı ekmek kokusu gibi.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir