Blog

20 Kasım 2009

Gönül Yelkeni

Beni havalara uçuran çırpınışın silinmeden aklımdan; aşka dair kurduğum her cümle ağzımı kanlar içerisinde bırakıyor.

Ayrılıkların içerisinde yitmiş mutlu birliktelikleri anlatıyor bu cümleler.

“Seni seviyorum”.
“Senin için ölürüm”.

Sevgimizin yoğunluğunu ve sınır tanımazlığını ifade eden bu cümlelerin anlamsızlığını, aklıyla sevmeyi öğrenince fark ediyor insan. Anılar sarnıcına doldurduğumuz aşkların ve ayrılıkların oluşturduğu bu akılsal sevme yetisi geliştikçe, aşka ve ayrılığa dair kurduğumuz cümleler de değişiyor.

Telefonun diğer ucundaki sesin kurduğu cümleler cam kırıkları gibi uçuşuyor havada. İş güç konuşuyoruz. Sıradan şeyler. İşimiz bu, sürdürüyoruz. Pardon sizi tanıyamadım” Ben çok mutsuzum” Aslına bakarsanız öyle söylemiyor. Kurduğu her cümlenin içerisine koyduğu renkler, onun mutsuzluğunu anlamama yetiyor. Mutsuzum demek için ille de bağır bağır bağırmak gerekmiyor.

Kendimizi hiç tanımadığımız birine anlatmanın kolaylığıyla “Çok kırgınım diyor” Hayat incitiyor insanı”. Ses tonundaki karanlıktan ürküyorum. “Size bir şiir okusam iyi gelir mi”? Hiçbir şeyin o boşluğu dolduramayacağını biliyorum oysa. Ayrılığın rüzgârıyla param parça olmuş gönül yelkenini onarmak hiç kolay değil. Düşündükçe, acı hafifleyecek, düşündükçe sevmenin yeni anlamlarını keşfedecek. Ama tüm bunlar için, belki çok erken, belki de değil, bilmiyorum. Mutluluk ve mutsuzluk üzerine konuşuyoruz. Konuşma uzuyor.

Peki diyorum ”Sizin için ölürüm demek yerine, sizin için sonsuza dek yaşarım” desem “Ne hissedersiniz”? “Bu kadar duyarlı bir erkek kaldı mı ki”? Diye soruyor. “Aynaya bakmam lazım “diyorum. İkimizde gülüyoruz. Mutsuz bir ayrılığı paylaşmanın doyumsuz keyfi hüküm sürerken içimde, akılla sevmenin ilk basamağını sunuyorum ona.

Konuşma sona eriyor. Dolmuş durağına giden yol uzuyor. Ben aklımın derinliklerinde kayboluyorum. Geriye döndüğümde “Senin için sonsuza kadar yaşayacağım” diyorum boşluğa.

İnsanın aşka dair yaptığı her yolculuğun sonunda, kendi iç hesaplaşmalarına çıkması bir tesadüf mü? Sanmıyorum, bu hesaplaşmaların bizi deli sevmelerden, akıllı sevmelere, oradan da delicesine sevişmelere çıkarması tesadüf olmasa gerek. Aklımızla sevmeye başlayınca, bulutların ötesine taşıyor bizi çırpınışlar.

Bırak ben seni aklımla seveyim. Bırak bir balık gibi çırpınsın kokunu duyduğumda kalbim. Bırak gözyaşlarının kusursuzluğuyla yıkansın ruhum. Bırak ayrılık üzerine kurduğum cümleler kanlar içerisinde bıraksın ağzımı. Bırak seni seveyim. Bırakayım beni sev. Biz olmanın keyfini yaşamadan ne ayrılık ne de kavuşmalar anlamlı.

Gözlerimi yumuyorum hızla akan trafiğin içerisinde kaybolurken. Kokunu düşünüyorum. Kokun ne düşündüğünü söylerdi bana biliyor musun?  Kızdığını, küstüğünü, beni delice istediğini. Ben hep bir adım önde olmanın hüznünü yaşadım bir ömür boyu. Buna rağmen hiç bir zaman dilimi damağımı kurutan bir sıkıntı olmadı içimde aşk. Doyumsuz bir keyif, bitmeyen bir zaman ve bir okyanusun çırpınışı oldu hep.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir