Blog

19 Nisan 2011

Hanımeli Sokağı

Dışarıda güneş var. Bir Hanımeli için bulunmaz bir fırsat. Tırmanacaksın bir duvara, çiçek açacaksın ve öyle buram buram kokacaksın ki, başı dönecek herkesin. Durup dinlenmeler, iki soluk almak için fırsat olacaksın. Sarıp sarmaladığın sokağın adını unutacak herkes.

Unutulmak zor mudur? Hiç düşünmeyiz ki üzerine, bize ne, unutulursak unutuluruz. Unutulmak üzerine düşünüyorum azar azar, çok düşünsem üzüleceğim biliyorum. Unutulmak üzüyor beni. Beni üzüyorsa başkalarını da üzüyordur eminim.

Unutulmak üzerine düşünüp duruyorum. Nasıl başarıyorsunuz unutmayı? Bir yöntemi ya da ilacı var mıdır? Ya da buna gerçekten ihtiyaç var mıdır? Ben değişik bir yöntem buldum unutmak ve unutulmak üzerine. Tuzlayıp saklıyorum ne varsa sevda üzerine olan. Özlediğim zaman, çıkarıyorum azar azar, özlemenin tadına bakıyorum. Canım yansın istediğim zamanlar, saklamak için kullandığım tuz canımı yakıyor zaten yeteri kadar.

Unutmak ve unutulmak hiç yok, hiç olmadı. İkisinden de vazgeçmek olmazdı. Olsa aşk olmazdı.

Unutulmuş sokaklar. Sevdalı olduğum zamanlar. Ölme isteğim. Yaşama isteğim. Unuttuklarım. Unutulduklarım. Onlar, bunlar şunlar ve her neyse. Pencereme uzanan Hanımeli’ne bakın ve bu kez siz başını döndürün dünyanın.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir