Blog

4 Eylül 2011

Haşlanmış patates, yumurta ve kamp adabı

Güneşin kavurarak yarattığı, yaşlı bir bilge gibi duruyor dağ, sıcak, soğuk, kurak ve bereketli, her şey gizli ve keşfetmek insana düşüyor.

Gözlerini yum ve dinle geceyi; bir yarasanın rüzgârı, bir gece kelebeği ya da baykuş sesi yankılanacaktır kayalıklarda. Yuvarlanan taşlar, dağ keçilerini, küçük bir tıkırtı tilkiyi getirecektir sana. Gece aydınlanacak ve sen göreceksin her şeyi.

Geceyi anlamak, gönül gözüyle dinlemeyi gerektirir, bunu öğrendim uzun yıllarda ve susmayı. Kalbimde duyduklarım neyse, gecede duyduklarım da oydu; İki tıkırtı, aşk ve hayat.

Sokullu pınar kamp alanı; Eski dostlar, yol arkadaşları, sevgiyle kucaklaşmalar. Rastlantılar yaşandıkça, hiç bıkmadan geriye sarılan anılar zinciri. Ağır çekim bir film gibi yaşamayı seviyorum ben. Zamanın uzamasını, bir bal gibi akmasını seviyorum. İşte bu yüzden damağımda her daim hissettiğim lezzetin peşindeyim.

Kalabalık, bağırış, çağırış, aç kalma telaşı, poşet hışırtıları, gürültü, patırtı. Şehri sürükleye sürükleye peşinden taşıyan bir güruh, fetih duygusu taşıyan bir ordu. Ne yazık ki, başlarını kaldırıp dağ’a bakmıyorlar bile. İnsan durup bir soluklanır, bir bakar, bir dinler “Ben neredeyim diye”

Gecenin sessiz zamanlarını, kendimle kalacağım, düş kuracağım, dinleyeceğim zamanlarını bekliyorum. Ve bekleyişim hiç bitmiyor. Evet, dışarıdaki poşet sesi hiç bitmiyor. Tencere tıkırtıları haşlanmış patatesler nerede, yumurta kaç tane alabiliyoruz soruları, hiç bitmiyor. Çekirdek çitleyen kalabalıktan yükselen histerik kahkaha hiç bitmiyor. Katır pazarlığı yapan kadının “Malum her şey maliyeti etkiliyor” söylemi hiç bitmiyor. Akşam yemeğinde tüketilen kızartma ve ayran üzerine söylemler hiç bitmiyor.
Çadırımın etrafını saran inekler otlamaya başlayınca bir nebze ferahlıyorum. Puffff, hart hart, bir nefes, iki ısırık. Vurmalı bir çalgının nağmeleri ancak bu kadar güzel olabilir. Dağın inekleri, şehrin inekleriyle arama giriyor.
Ploooop, hart, hart işkembeden ağza gelen ot’a, çit-çit çekirdeğe, kahkahaya, katır pazarlığına devam. Hangisi daha saygındı diye sorsanız, inek derim, höst deyince susuyor; Bunlar insan, keşif ruhu taşıyanlardan hem de.
Eskiden çaput kilimi vardı. Annem eski kumaşları yırtar kilim dokuturdu. Hiçbir şey atılmaz, israf edilmezdi. Rüyamda annem kumaş yırtıyor, çadırlar açılıp kapandıkça, cart curt, hart hurt. Bir kadının Osman abiii çemkirmesi dolduruyor bütün geceyi.
Gece nerede başlar, nerede biter? Bu soruyu, heyecan belirler dağ da. Orada olmanın getirdiği ayrıcalık, yaşanacak olanın bilinmezliği, ya uykunuzu kaçırır ya da bir çocuk gibi uyutur sizi. Tilki uykusuysa benim gibilere hastır. Rüzgârın uğultusu, yuvarlanan taşların sesi, bir baykuşun çığlığı, en küçük seste gider gelir uyku, hiçbir şeyi kaçırmak istemez aklım.
Geceyi dolduran sesler, gündoğumunda da eksik olmuyor. Yumurta nerde? Kumanyalar dağıtıldı mı? Yardıma ihtiyacı olan var mı? Var diye bağırmak geliyor içimden, bana sizden kurtulmakta yardım edin.
Gürültü silinince sesler geri geliyor. Kızıl sırtlı örümcek kuşu yavrusuna sesleniyor, gittiler. Bir Gelengi çığlık atıyor sevinçten, gittiler. Büyüyü bozmamak lazım, yumuyorum gözlerimi.
Geride ne mi bıraktılar. Oraya buraya saçılmış çöpler. Kim toplayacak bunları Memet? Ne bileyim abi, her halde ben toplayacağım şu pisliğe baksana. Fotoğraf çekme ayıp olur, onların yaptıkları hata benim üstüme kalır. Katırları yükleyip çelik buyduran kamp alanına doğru tırmanıyoruz. Hava güzel, keyifler yerinde, taşların arasına atılmış pet şişeler hevesimi kursağımda bırakıyor. Kim sorusun cevabını armaya gerek yok.
Doğa da iz okuma konusunda eğitim vereyim mi size? Dalga geçiyorum, yol üzerine yapılmış sidik göletin de. İkisi de dişiymiş bakın iki odak noktası var, sırt sırta vermişler. Ortalığa saçılmış kanlı mendil parçaları da yeni yumurtladıklarını gösteriyor.

Çelik buyduran da rüzgar acımasız, günlerce esti. Hepimize bir şeyler ekledi, hepimizden bir şeyler eksiltti. Kapı komşumuz Romen çifte neden yedi göllere gitmediklerini sorduğumda; Burası daha sakin, üstelik siz varsınız biz mutluyuz dediler. Akşamları ney üfledik. Rüzgâr dinledik, konuştuk, paylaştık sabaha dek, daha bir insan olduk.

 

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir