|
Ana Sayfa > GEZİ YAZILARI
|
|
 |
Valla kanyonu 5 : Durum bu ve sen bunu kabulleneceksin.
Kamp yerinin karşı kıyıda ve sudan on metre yukarısında olduğunu bilseydim paçadan koyvermek gibi bir hataya düşmezdim. Üzerimden sıyırdığım neoprenden yayılan koku dayanılmaz. Suyu nereden alacağımızı soruyorum Celal'e, aşağıdan çekeriz diyor. Çok mu acil? Evet diyorum yıkanmam gerek. Kanyona sarkıtılan sarı baret üç kez dolup boşalıyor; Oh dünya varmış. Neden banyo yaparken şarkı söylenir bunu daha iyi anlıyorum. Islakları çalılara asıyor, sözüm ona su geçirmez çantada ıslanan giysileri açıyorum birer birer. Uyku tulumu ve yedek giysiler neredeyse ıslanmış, kötü bir gece olacak diye düşünürken, bulutlanan hava ve gök gürültüsü tedirginliğimi arttırıyor. Oysa gece hiç düşünemeyeceğiniz kadar sıcak ve sakin geçiyor.
devamı >>
|
|
|
 |
Valla kanyonu 4: Olabileceklerin farkında değiller
Yıldızı bol bir gecede, uyku tutmuyorsa, yıldız seline kapılıyorsunuz. Bir iki, üç, beş, bu kadara fazla diyorum kayan yıldızları gördükçe, ne kadar az dileğim varmış hiç farkında değildim. Gün doğumuna yakın, geceye yenik düşüyorum. Guruldayan bir mide uyandırıyor beni gün, açım. Karnımdan gelen sesler,…
devamı >>
|
|
|
 |
Valla Kanyonu 3: İçinden geçip gidiyorum, ne yazık ki!
Burada kamp yapacağız! Vallanın en güzel kamp yerinde de suyun gürültüsü yüzünden uyumakta zorlanacağım hiç aklıma gelmiyor. Çamaşır ipi yapalım! Islaklar çabuk kurusun. Kırmızı ip bu kez de çamaşır askısı olarak çıkıyor karşıma, gülüyorum.
devamı >>
|
Valla Kanyonu 2: Ayyy! hiç farkında değilim.
15. August 2010 Güneş nereden doğacak? Belli değil. Mavi bir gün yükseliyor kanyonun derinliklerinden, biraz buğu ve rüzgâr. Hava akımının oluşturduğu dokunuşla yattığım yerden doğruluyorum. Kırılan küçük dalların çıkardığı ses, ocağı alevlendiriyor. Celal yüzünde her zamanki gülümsemeyle dolanıyor. Ağız dolusu bir gülümseme ve günaydın yayılıyor sabaha. Nasıl…
|
|
 |
Valla Kanyonu 1: Hay senin fotoğrafına!
Su, anasını yitirmiş bir deli Tay gibi vuruyor kendini kayalara. Kayanın yumuşak yüzü, yenik düşüyor suya, gerçekler kalıyor geride, sert, keskin ve hata affetmeyen. Yokluğun, böyle zamanlarda daha bir çöküyor içime, kimsesiz hissediyorum kendimi; kimsesiz ve çaresiz. Fırtınadan yeni çıkmış göçmen kuşlar gibi, ıslak…
devamı >>
|
|
|
 |
Valla Kanyonu; Çanta taşımak ya da çanta gibi taşınmak
“Kanlıçay’ın” “Devrekane” çayıyla birleşip, Valla kanyonuna keskin bir bıçak gibi girdiği noktada Celalin işaretini bekliyorum. Uyarı açık ve net “ Ben söylemeden sakın suya girmeyin ”Suyun gücünü hafife almak, bir kanyonda yapabileceğiniz en ölümcül hata”, bunu yaşayarak öğrenmekse ellerinizin titremesine neden olacak kadar korkutucu.…
devamı >>
|
|
|
 |
Ben en iyi dostunum oyunu
Karanlığın getirdiği sessizlik, ocaktan yükselen alevlerin çıtırtısıyla bozuluyor; gölgeler büyüyor, zaman uzuyor. Yıldızların sesini duyabilir miyim? Gözlerime karanlığı doldurup, bir taşın üstüne çöküyorum duyarım düşüncesiyle, sadece kalbimin sesi hakim geceye. Gözlerimden düştüğün zamanlar geliyor aklıma, ne çok acı bırakmışsın içimde.
devamı >>
|
|
|
 |
Güneşle konuşmalar 1
Oluncaya dek
Zamanın dışındayım, zaman yok. Çizgilerle bölmüyorum dünyayı. Bir çizgiden diğerine atlamıyor, yaşayamadığım bir şey var mı diye, bakmıyorum geriye. Düşünmüyorum, unuttum mu, unutuldum mu? Saat kaç? Geç kaldım yaşamaya, diye başlayan bir cümle yok. Daha çabuk, geç kalıyoruz yaşamaya, diye başlayan bir cümle de…
devamı >>
|
|
|
 |
Güneşle konuşmalar
Yaşam affederek başlar
Gecenin en koyu karanlık anının, günün ilk ışıklarıyla yer değiştirdiği zaman, en soğuk anıdır yaşamın. Karanlıktan kurtulup aydınlığa geçmek, sancılıdır. Gece, ölümün karanlık gözlerinden, yaşamın mavi gözlerine döner yavaşça ve her şey, yeniden başlar. Ellerinizde olan, sevgilinin dokunuşu kadar büyülü ve bir o kadar canınızı yakan, yeni gün…
devamı >>
|
|
|
 |
Düş kuramamaktan sıkıldım. Şimdi gitmem gerek.
Hasan dağında zirvede uyumak
Dört dönüyorum odanın içerisinde, oraya buraya saçılmış eşyaların tutsaklığında.n kurtulmalıyım Nefes almak zor, gerçekten çok zor; Pencereyi açıyorum, hava demir parmaklıklardan süzülüp doluyor ciğerlerime. Düş kuramamanın ne demek olduğunu biliyor musun? Nefes alamamaktır düş kuramamak, tut nefesini ve say, göreceksin, ölüme yakındır düşsüz yaşamak.“Bu…
devamı >>
|
|
|
 |
Tunalı Hilmi caddesinde zaman, bulaşık suyu kıvamında ve sıradan
Tunalı Hilmi caddesinde zaman, bulaşık suyu kıvamında ve sıradan; Dip dibe pastanelerin, caddeye taşan sandalyelerinde dondurma yiyen adam ve kadınlar gürültüyle akan trafiğe bakıyor, gözlerinde iki kara nokta her yer toz duman; sokak pis ve sıradan.
devamı >>
|
|
|
 |
Ufuk&Bahar Dördüncü
Büyülü kadınlar
Kim bu kadınlar? Müziğin ritmiyle bedenleri acıyla kıvranıyor. Acı mı? Belki de, bilmiyorum. Mutluluk ve mutsuzluk üzerine yazılan bir ağıt belki de yaşamları, ama bunu sadece onlar biliyor. Gözleriyle konuşmalarını izliyorum. Fırtınada kalmış bir yelkenli gibiler, her çalkantı müziği değiştiriyor. Her hareket kelimelere, kelimeler…
devamı >>
|
|
|
 |
Büyülü bir aşktı yaşadığım. Sevdim ve sevildim.
Birgünsinekleri/Ephemeroptera
Büyülü bir aşktı yaşadığım. Sevdim ve sevildim. Bir gün sürdü; bir gün ve bir ömür. Kanatlanmayı, seninle öğrendim. Uçmayı ve apansız gitmeyi yaşamdan; seninle öğrendim. Kim bilebilirdi ki kollarında öleceğimi, ölmek isteyebileceğimi. “Seni seviyorum” yaşadığım her salise, saniye, dakika ve bir gün için.
devamı >>
|
|
|
 |
Ben yolundan çekiliyorum “ Sen evimi koru”
Gelincik/Mustela nivalis
Yangının ruhuma bıraktığı izlere bakıyorum. Erimiş porselenler, camlar, karyola demirleri ve küle dönmüş bir yaşam. Şimdilerde çiçeğe dönen otların yeşerdiği duvarlar arasında bir rüzgar dolaşıyor. Çocukluğum mu bu rüzgar? Bilmiyorum. Aylardır neredeyse yıllardır uğramadığım bu viranenin, ateşten kavrulmuş duvarları bedenimi yakıyor, aklımı yakıyor, kalbimi…
devamı >>
|
|
|
 |
Dağınık adamım vesselam
Darmadağın bir hayatım yok belki, ama darmaduman bir odam var. Günü üzerimden soyunup attığım koltuğun üzeri, pantolon, gömlek, giysiler ve şapkalarla dolu. İkinci el giysi dükkânlarına benzer bir kırmızı koltuğum oluyor böylece. Çocukluğumdan beri, günden arta kalanı ve giysilerimi oraya buraya fırlatıp duruyorum. Annem…
devamı >>
|
|
|
 |
Ağlayan Gelin
Yer gök çiçeğe durmuş, hava açık ve az bulutlu, yağmur yok. Yaylaların geniş düzlüklerindeki çukurları göle çeviren sudan yaşam fışkırıyor. Bir çift Yeşilbaş Ördek fırlıyor ürkek ve telaşlı, bir çift Angıt bağır bağır bağırıyor; Geliyorlar. Çiçekler boy gösteriyor her yerde, gölgeyi seven gölge'de, güneşi…
devamı >>
|
|
|
 |
Tuzlu su karidesi-Artemia salina
Güneş, gürül gürül yanan bir soba gibi değil henüz, henüz, mangalda köz, sadece elleri ısıtan. Ormanı paramparça eden tomruk kamyonlarından arta kalan tekerlek izlerinde birikiyor su; durgun sularda yeniden doğuyor zaman. Ve zaman hızla akıyor. Ne kadar ömür biçilebilirsiniz bir karış suya. Güneşin insafı,…
devamı >>
|
|
|
 |
Seni sırtımda taşımaktan yoruldum.
Seni sırtımda taşımaktan yoruldum. Bu böyle sürmez, herkes kendi yolunu çizmeli. Modern zamanların kadın ve erkeğinin sık sık kurduğu cümleler bunlar. Oysa büyük bir aşkla başlıyor her şey, ve her şey, bir anda olmasa da, ekonomik gücün azalmasıyla bitiveriyor. Her şey paranın gücünün getirdikleriyle…
devamı >>
|
|
|
 |
Tatlısu yengeci ile konuşmalar
Geniş düzlükler, ölümün izlerini taşıyor. Saygıyla eğiliyorum geçmiş yaşamların önünde, suyun yaşam verdiği hayatların izini sürüyorum. Tatlı su yengecinin geçen yıldan kalan kabukları, doğal yaşamın vadide kendine sığınak bulduğunu gösteriyor. Ve büyük beyaz balıkçıl havalanıyor dere yatağından, peşi sıra bir çift Angıt, bir…
devamı >>
|
|
|
 |
Çocukluğuma giden yol; Köz, kül ve ekmek
Ateşle dans eden fındıkkabuğu akkora dönüyor. Sobaya giren köz küreğinden çıtlak sıçrıyor çaput kilimin üzerine, annem telaşsız basıveriyor üzerine. Köz, mangalın ortasındaki kül çukuruna tepeleme yığılıyor. Kürek pat pat düzeltiyor közü, sıkıştırıyor, biçimlendiriyor. Mangalın külüyle sarıp sarmalanan köz, uykuya dalıyor kül oluncaya dek. …
devamı >>
|
|
|
 |
Aşkın en yalın hali
İçimdeki acıya anlam veremiyorum. Görünürde bir şey yok oysa. Ne zaman aynaya baksam yangın yerine dönüyor gözlerim. Bu aralar kendimi öldürmekle meşgulüm, ne zaman seni yazsam; aşk dökülüyor dudaklarımdan, aşkı yazdığımda sen. Kör kuyuda uçan taş gibiyim Düzensiz havalara benziyorum. Sağım solum bellisiz. Yorgunum.
devamı >>
|
|
|
 |
Gönül yelkeni
Beni havalara uçuran çırpınışın silinmeden aklımdan; aşka dair kurduğum her cümle ağzımı kanlar içerisinde bırakıyor.
Ayrılıkların içerisinde yitmiş mutlu birliktelikleri anlatıyor bu cümleler.
“Seni seviyorum”.
“Senin için ölürüm”.
devamı >>
|
|
|
 |
Mogan gölünde ölüm kol geziyor.
Beni boğuyorsun, boğuluyorum anlamıyor musun? Biraz yalnız kalmak istiyorum. Gerçekten, boğulur muyuz? Evet, hem de soluk alırken, hem de hayatı, dolu dolu yaşadığımız düşünülürken.
devamı >>
|
|
|
 |
Yeni bir iş buldum kendime
Kurumuş ağaçları sayıyorum
Yeni bir iş buldum kendime. Sevinçliydim. Nerede mi çalışıyorum? Her yerde, her sokakta, kıyıda köşede unutulmuş parklarda. Uzun sürecek bir iş bu. Sakarya’da bir balıkçıyım, bir çöpçü ya da avazı çıktığı kadar bağıran bir işportacı. Bir postacıyım belki, belki de değil. Yükümde, günlerimde ağır, taşıyamaz oldum. Sizin günleriniz…
devamı >>
|
|
|
 |
Peygamberdevesi
Kollarıma gel
Kollarıma gel. Bu teklifin reddedilmezliğini hepimiz biliriz. Sevilmeyi kim istemez ki. Rüzgârın elleri dolaşıyor bozkırın üstünde, geçmiş bahardan kalan ne varsa, savrulup duruyor zamanın içinde. Sarı saçlı bir kadın bozkır, gözleri yemyeşil olan.
devamı >>
|
|
|
 |
Çiyan
Centipede
Güneş eskisi bir zaman, garip bir sessizlik hâkim her yana. Kuşlar son kırıntılarını topluyor ormanın. Rüzgâr, toprağa taşıyor yaprakları. Hava kuru, nem yok. Yağmuru bekliyor orman çürümek için. Her şey çürüyecek ve sadece tohumlar kalacak bir sonraki mevsime. Yaşam, çürümüşlükten doğacak.
devamı >>
|
|
|
 |
Ayak bağı
Dörtnala bir hayat.
Akdağ da yılkı atları, dörtnala koştular beni görünce. Doru renkli aygır, vadiyi çınlatan bir kişnemeyle başını salladı. Kulaklar dikildi, kuyruk kalktı. Rüzgârla savrulan yeleleri toz duman etti hayatı. Sürünün toynaklarıyla sarsıldı toprak. Taylar, güçlü rüzgârlar gibi koşup yanaştılar analarına korkuyla. Toynaklar vuruldu, yere yer gök sarsıldı; Toprakta uzak…
devamı >>
|
|
|
 |
Sakarmeke
Kuşlar için temizlik zamanı
Karanlıkla birlikte, anamın sesi çınlatırdı sokağı; Oğlum bıkmadın mı oynamaktan? Eve gel, yemek hazır. Eve dönmenin hiç kolay olmadığını bilmelisiniz. Üstü başı toz toprak olan ben, kapının girişinde iki şamar istihkakımı alır, sonra doğrudan banyoya sokulurdum. Ilık su yüzümden süzülürken, dudaklarımda çamurlu bir tat bırakırdı. Mangalda ısıtılmış kocaman…
devamı >>
|
|
|
 |
Pekmez
İncir pekmezi
İki büklüm, olanca nefesiyle ocağı üfleyen adam bilir. Ateş her şeyi değiştirecektir. Olanı, olgunlaştıracak, en arı, en duru tadına ulaştıracaktır. Yaşam da biraz öyle değilmidir? Ateşle harmanlaşmış yaşanmışlıkların yüzümüze çizdiği izler, renkler; gözlerimizde her daim gezen yağmur yüklü bulut, durulmanın, olmanın izleri değil midir? Gözlerimizde çakan ateş nasıl…
devamı >>
|
|
|
 |
Sineğin yaşam döngüsü
Hep buralarda bir yerde olacağım.
Eymir gölünün patikaları gitgide ıssızlaşıyor. Rüzgâr ayak izlerini siliyor patikalardan. Bahar ve yaz döneminin gözde yürüyüş alanının üzerindeki insan baskısı yavaş yavaş azalıyor. Sonbaharın kararsız havalarıyla birlikte, birkaç bisikletli dışında patikaları kullanan kimse yok. İnsan baskısı göl kenarındaki yiyecek içecek mekânlarıyla sınırlı kalacak kış boyunca.
devamı >>
|
|
 |
|