Blog

1 Eylül 2009

Karabatak, Cormoran,Phalacrocorax carbo

Bir martı, ayak çırpıyor karanlık sularda. Ve karadenizin sularına dalıyor bir Karabatak. Gelgit zamanı şimdi. Suların çekilme zamanı. Suyun altındaki tutsaklığından kurtulan küçük adaları kavuruyor güneş. Küçük gölcüklerde yengeçler ziyafet çekiyor kendine. Güneş acımasız. Güneş kurutuyor suları. Yaşamı alarak. Ve bir bulut yaratıp yaşam vererek. Teknede güneş kıskanç bir sevgili. Teknede zaman yavaş ve gürültülü. Teknede mekan, sanki hep aynı yerdeyim duygusuyla dolu. Oysa sahil yavaşça kayıyor gözlerimin önünden.

Ne garip hayat. Burada, yavaş ve dingin. Burada, huzur dolu. Oysa boşluğunu hiç bir şey doldurmuyor sevdiklerimin. Şimdi bir sabah rakısı içme zamanı. Kavurarak bedenimi her yudum, aklımda saklı olan gerçeği ortaya çıkarmalı. Aşk nasıl bir şeydir? Ve benim bulabildiğim tek şey yaşamak olduğu.

Bulut yüklü Ak balıkçıllar geçiyor penceremin önünden. Kaç tanesi ulaşacak düşlediği yere. Ve kaç tanesi dönebilecek geriye. Bilmiyorum. Karadenizi yakarken güneş, rüzgar oynak bir çingene gibi dans ediyor sularda.
Gün ışırken karşı kıyıdan kuşlar geliyor sahile yorgun argın. Kaldırıp atıyor her biri kendini toprağa . Yol uzun ve zor. Hem av hem avcı olmak nasıl bir duygu.

Ben neyim, bilmiyorum. Av ve avcı arasında gidip gelen, düşleyen ve düşleri hiç bitmeyen. Her gün yeniden doğan ve gün batımına yakın bir saatte ölen. Ben neyim? Bilmiyorum.

Karanlık sularda bir Karabatak hayalet gibi dolaşıyor. Kaç metreye iniyor. Ne kadar kovalıyor avını. Ne kadar tutuyor nefesini. Bilmiyorum. Uçurumlardaki tüneğinden bana bakıyor korkuyla. Ve ben onun ne kadar güzel ve rengarenk olduğunu fark ediyorum hayretler içinde kalarak. Karanlık sular,Karabatak ve ben. Üç karanlığın aydınlığında yol alıyorum.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir