Blog

27 Kasım 2008

Kent Ormanında Yürümek

Kızılay’ daki kalabalığa göz gezdirirken; İnsanların birbirlerine çarpmadan yürümeyi ne zaman öğreneceklerini düşünüyorum. Bir omuz, bir omuz darbesi daha, ben direnmekten onlar çarpmaktan yorulmuyor. Atatürk Bulvarı boyunca yaptığım her yürüyüş, benim için eziyete dönüşüyor. Arka sokaklarda durumun farklı olabileceğini düşünüyorum. Heyhat orada da durum, bulvardaki kadar umutsuz. İnsanlar bunu bilerek mi yapıyor? Rahatsız olmuyorlar mı ve neden bunu yapıyor? Bu soruların yanıtları için bulvarda yaptığım yürüyüşlerde ilginç sonuçlarla karşılaştım.

Yaş grupları

Davranış biçimi geliştirememiş olanlar : 7-12
Kaba omuz atanlar : 15-25 yaş arası Kız/Erkek
Yol vermemekte direnenler : 15-20 yaş arası Yoğunlukla Kız ve Erkek
Sürtünenler : 25-30 yaş arası Kız/Erkek
Kendini savunanlar : 40-45 yaş ve üzeri Erkek/Kadın
Geçiş üstünlüğünde yol verenler : 50-60 yaş Erkek

Yaş gruplarındaki davranışlar

Genç erkeklerin kalabalık gruplar halinde bulunduğu durumlarda, çarpma ve omuz atma davranışları oldukça belirginleşiyor. Eğer içlerinde karşı cins varsa, bu belirginlik aşırıya kaçan davranışlar halinde kendini gösteriyor. Bulvar üzerindeki yürüyüş yollarının tam ortasında kümeler oluşturarak sohbet etmek, yol vermemek, en belirgin davranışları olmasının yanında; yüksek sesle gülerek ve argo sözcük kullanarak dikkat çekmeye çalışmaları da bir başka belirgin davranış biçimleri

Genç kızların durumu erkeklerden farklı olmasa da belli farklılıkları içeriyor. Onlar omuz atmaktan asla çekinmedikleri gibi, geçiş üstünlüğünün sizde olduğu durumlarda yaşınız ne olursa olsun yol vermenizi bekliyor. Geniş yürüyüş yollarında bile doğru tarafta yürümeyi bilmedikleri gibi karşınıza çıkabiliyor ve omuz atabiliyorlar. Kalabalık gruplar oluşturduklarında yan yana yürümeye özen gösteriyorlar. Geçmek için izin istediğinizde kabalaşıyorlar. Herhangi bir nedenle çarpışsanız bile arkaya bakmıyor, özür dilemiyor ve hatalarını kabul etmiyorlar. Kullandıkları argo, erkeklerin bile dudaklarını uçurtacak cinsten.

Otuzlu yaşları geçmiş takım elbiseli ve parlak görünümlü erkeklerde durum biraz farklı. Parlak pabuçları kirlenmesin diye yaya kaldırımlarında çok yavaş yürüyorlar. Güneş gözlüklerinin arkasından çevreyi kolaçan ederken, omuz atmaktan geri durmuyorlar. Genellikle ikili gruplar halinde yürüyor ve giyimlerinin onlara sağladığını düşündükleri saygıyı ve geçiş üstünlüğünü bekliyorlar.

Otuzlu yaşlardaki kadınlar erkeklerden pek de farklı değil. Onlar hangi konumda olurlarsa olsun yol vermenizi bekliyor. Abartılı kıyafetleri, trafiği aksattığı zaman yüzlerine gizli bir gülümseme yayılıyor. Uzun burunlu ve yüksek ökçeli pabuçlar giydiklerinde yürümekte zorlanıyorlar. Bu görüntü daha çok yeni yürümeye başlamış bir çocuğun acemiliğine benziyor. Sürekli göbeklerindeki ya da bellerindeki boşluğu kapatmaya çalışırken sağa sola çarpmaktan kurtulamıyorlar.

Kırklı yaşlarını geçenlerse en savunmasız olanlar. Ne yapacaklarını bilmeden, kaçarak, savunarak, yol vererek, direnerek yaşamaya çalışıyorlar. Aslında iki guruba ayırmak gerekiyor.

1. Eğitimli olup sabit ücretle çalışanlar
Bu grup en akılcı ve saygılı olanı. Uygun yerde yürüyor. Saygılı davranıyor. Zaman zaman yürürken gazete okuma alışkanlıkları nedeniyle oraya buraya toslasalar da sadece kendilerine zarar veriyorlar. Kadın ve erkeklerde davranışlar neredeyse birbirleriyle paralellik gösteriyor.

2. Eğitimli olup yüksek ücretle çalışanlar
Bu grup kaba ve küfürbaz. Sokakta onlardan başka kimse yokmuş gibi davranıyorlar. Sigara içerek yürürken tükürmekten geri durmuyorlar. Karşı cinsi umursamaz davranışları görüntülerine ve kokularına yansıyor.

Bu davranış biçiminin dışında kalan istisnai durumlar kaideyi bozmuyor.

Bu grupların tamamını trafik ışıklarından geçerken izlemekse en güzel olanı. İç içe geçmiş ve kördüğüm olan bir insan topluluğu. Buna bir de kent tasarımcılarının geçiş süresine koyduğu kısıtlamayı eklerseniz durum tamamen arapsaçına dönüyor.

Yaya kaldırımlarında doğru taraftan yürümenin hayatımızı ne kadar kolaylaştıracağını düşündüğümde; “işte bunu başarmak imkansız” diyorum. Neden mi? Çünkü biz kendimizi böyle ifade etmeyi seviyoruz.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir