Blog

13 Aralık 2011

Kimdi Onlar ?

Ne kadar yaşar ve ne kadar ölürüm, hiç bir fikrim yok. Yaşama içgüdüsü düşüncelerimden uzak tutuyor ölümü. Zamansız uçup giden sevdiklerimden kalan acı, zamanla yorulup buruk anılara dönüşüyor; Arada bir hatırlanan, ve sadece hatırlandıkça canımızın yakan. Yaşamak ne güzel, ne büyülü şey uzak tutuyor bizi ölümden.

Sonbahar yapraklarının üzerinde gecenin sisi buza dönüşmüş. Dere yataklarında su, soğuğun etkisiyle yarı uykulu. Suya eğilmiş otlar, dallar, balıkçılara benziyor, oltalarına balık yerine buz takılmış. Her şey yerli yerinde yaşam yenilenmeyi bekliyor.
Taş duvarlar arasında harç yok. Rengârenk kayalardan yapılmış duvarların oluşturduğu düz alanları istila eden meşeler, yıllanmış bile. Onlar kimdi ne zaman buradaydılar bilmiyorum. Ama bu yerde uyumak, uyanmak vadinin tadını çıkarmak istiyorum. Bunun için baharı beklemekten başka yapabileceğim bir şey yok.
Bu vadiden çıkış neredeyse yok. Tepelerin üst kısımlarını çevreleyen jeolojik oluşumlar, insanın oluşturduğu bu küçücük vahayı neredeyse bir kaleye dönüştürmüş. Sağda solda, gözden kaçmayan üzüm asmaları, boy atıp meşelerin içerisine saklanmış.
Çıkış yolu için dere yataklarında patika arıyoruz. Bu arayış bizi mekânın şimdilerdeki kullanıcısına ulaştırıyor. Bir yırtıcı Tilki, Çakal belki de bir kurt. Kurt olma ihtimali oldukça yüksek, bu büyüklükteki bir keçiyi, ancak bir kurt boğazlayabilir ve buraya kadar taşıyabilir. Tiftik keçisinin sonu pek iç açıcı gözükmese de, belli ki baharda yetiştirilen kurt yavrularının beslenmesinde önemli bir yer tutmuş. Ölüm ve yaşam iç içe, bu dönüşüm dünyayı sonsuza kadar yaşanır bir yere dönüştürüyor.
Kimdi sorusu hala kafamı kurcalıyor. Soruların cevaplarını bulmak için, dikkatli bakmak, görmek ve yorumlamak çoğu zaman yeterli oluyor. Üst yola ulaştığımda sorularıma yanıt olabilecek fiziksel bir kanıta ulaşıyorum. İki parçası yola saçılmış, cam bir bilezik düşüncelerimi berraklaştırıyor. Roma dönemine ait (müzeler de benzerlerini gördüm) bu kırık bilezik parçalarının bu bölgeyi mesken tutan, duvarları yapan, üzüm asmalarını yetiştiren insanlara ait olduğuna inanıyorum. Parçaları olduğu yerde bırakarak uzaklaşırken, rüzgârın çıkardığı ses içimi ürpertiyor. Biz buradaydık.

 

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir