Blog

20 Aralık 2011

Kızıl Geyik

Hava, yağmur yüklü, geceyle düşen sıcaklığın dondurduğu toprak, her adım da ses veriyor. Tepeler, yağmurun oluşturduğu erozyonla şekillenmiş. Derin yarıklar, suyun aşındıramadığı kayaların oluşturduğu uçurumlar ve insanı bıktıran bir çamur.  Yağmurla yıkanan yeryüzünün derinlerinden gelen fosil ağaç parçaları dere yataklarında oraya buraya saçılmış. Milyonlarca yıl öncesinden gelen ağaç gövdelerine, dallarına dokunmak değişik bir duygu. Bir parça taş, milyon yıl öncesinden bir mesaj; Her şey yer çekimine yenik düşecek, buna ben de dâhilim.

Doğa da sportif kış yürüyüşleri mevsimsel zorluğu nedeniyle pek de rağbet görmüyor. Hiç mi yapılmıyor? Tabi ki yapılıyor. Ancak bu yürüyüşler, ızgara yiyecek, karda yuvarlanırken, ağaçlara tırmanıp ya da kolları iki yana açıp poz vermek dışında hayatımıza bir şey getirmiyor. Islanmak, üşümek, gücümüzü sınamak, doğa da önümüze çıkan engelleri aşmak için çözüm bulmak hoşumuza gitmiyor. Kolay olan kolay tüketiliyor.

Acaba ne görüyoruz? Ne hatırlıyoruz? Fotoğraf makinelerimiz olmasa, hafızalarımıza hangi görüntüleri kaydedebiliyoruz. Bu soruların cevabına vermek için şimdi gözleriniz kapayın ve birkaç dakika düşünün, kaç kişi hatırladı yaşadıklarını? Buna cevap vermekte zorlanabilir siniz, çünkü başarısız olma düşüncesine tahammülümüz yok. Her daim tüketiyoruz, buna yaşam da dâhil ve ancak üreterek yaşamda kalıcı olacağımızı unutuyoruz.

Doğa, büyülü güç, evimiz, ocağımız, sunduklarının farkına varamadığız. Paramparça ettiğimiz, yok etmek için çabaladığımız, hoyrat davrandığımız ve bizi her daim bağrına basan büyülü güç; sundukların için sana müteşekkirim.

Hava soğuk, önümde uzayan patika, tepelere doğru korkarak kaçan bir hayvanın toynak izleriyle dolu; Her neyse bizden çok korkmuş. Ayak izlerinin keskin kenarları yağmurdan yıkılıyor ve izler küçük gölcüklere dönüşüyor. İzler yavaşça silinirken aklıma bir soru “O neydi” Bilmiyorum. Ben bir iz sürücüyüm ve onu mutlaka bulmalıyım. Bunu bir yürüyüş gurubuyla yapmaksa dünyanın en zor işi, kokular ve sesler onu bulmayı imkânsız kılıyor.  Bunu sadece bir tesadüfle başarabilirim.

Dumanı tüten dışkıyı gördüğümde kimin bölgesinde dolaştığımı anlıyorum. Gözlerimi yumuyorum, zihnimde kocaman çatallı boynuzlarıyla bir Kızıl geyik beliriyor. Burası onun evi, o burada yaşıyor. Her bahar yavrularını bu topraklarda besliyor. Ve ben onu koruyup kollamanın yolunu biliyorum. “Farkında olmak” hepsi bu.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir