Blog

8 Şubat 2008

Kızlar Sivrisi Tırmanışı

3070 Metre yukarıda hayat 

Beydağları sedir ağaçlarının güzelliği ile büyüler beni. Ardıç ağaçlarının gövdesini sarıp sarmalayan yıllar, ağacı tanrısal güzelliklere dönüştürür. Kollarını iki yana açmış sedir ağaçları  dağın yükseklerine giden yolda inleyen motorun sesiyle silkinip gözlerini kapatıyor. Yükseklerden gelip vadiyi dolaşan rüzgarı duymasam, “bu kalbimin sesi” diyeceğim, orman soluk  alıyor. Suskun bir yüreği anlayan, dinleyen bu yerlerde kaybolmak fikri hiçbir zaman aklımdan çıkmıyor. Yeni bir yer görme heyecanına eski dostlarla kucaklaşma ihtimali eklenince erteleyip duruyorum. Köpekler havlıyor yaylaya gelişimizde, “ne işiniz var burada” der gibi, sesler kesiliyor sonra, yolcu olduğumuzu anladılar. Akşamı yakın ediyor güneş, yemek sofrasında makarna, ayran, tatlı niyetine kaymaklı bisküvi; sırtımızda yarının telaşı. Uyku hazır bekliyor sanki; motorlu testereyle uyku kesenler uyutmuyor bizi. Gece uzun, işin gücün yoksa su iç, çişe git, dön dön dur yattığın yerde. Dağları bakır rengine boyamadan güneş, sabahın alacasında çantalara yüklenen çadırlar, giyecekler, kumanyalara su bulamama ihtimali de eklenince, yükü sırtlamak hiç kolay olmuyor. Başka bir yayla başka bir dünya; koyunlar, çocuklar, tezek kokulu bir sabah, sırtta yük, karşıda seni bekleyen bir dağ. Kayalar arasına gizli yüzlerce çiçeği severek selamlayarak yükseliyorum, birileri kendimle konuştuğumu görse deli deme ihtimali yüksek, ne fark eder ki.  Dağın yüzüne çizili çarşaktaki patikadan nefes alır gibi yükseliyorum yavaş yavaş, her adım zirveye taşırken beni, yüküm yaşamaktan daha hafif geliyor bana. Zirvenin dibindeki koca koca mezarlarda düşler yatıyor olmalı, yoksa bu kadar büyük olamazlardı. Üç bin yetmiş metre yukarda hayat, sıfır noktasından daha az incitiyor beni, yitirdiklerime ulaşma ihtimaliyle gökyüzüne bakıp gözlerimi kapatıyorum.

zati erbaş/2004

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir