Blog

17 Aralık 2011

Koşulsuz Olmak, Yüreği Adam Akıllı Açmak Zor İş

Yorgunum. Aslına bakarsanız değilim. Yani neler olup bittiğini anlayamıyorum. Bir şeyler eklendikçe hayatıma ya da bir şeyler eksildikçe, kendimi daha bitkin ve yorgun hissediyorum. Bir ayarı da yok ki; şöyle azıcık açsam ısınsa, kapatsam soğusa. Zor iş bunu başarabilmek biliyorum. Gecenin geç saatlerinde içime çöken sessizliğe rağmen derin düşünme sürecine girmek gelmiyor içimden. Yüreğimi açamamaktan bütün bu olanlar. Öyle dolu, öyle boş ki, öyle zayıf ve öyle güçlü ki! Açmak gelmiyor içimden, boşaltmak ve yeniye yer açmak, yenilenmek.

Bunlar benim kadar, sizin de aklınızdan geçiyor, eminim. Hepimizin farklı çözüm yolları var ya da arıyoruz. Ben, ben de olandan bahsedeyim size belki siz de bir gün sizde olanı benimle paylaşırsınız.
“Koşulsuz olmak, yüreği adam akıllı açmak zor iş” başımıza nelerin gelebileceğini bilmiyoruz. Yaşam tarzımızın getirdiği, her şeyi biriktir ve paylaşma; Ne garip değil mi sadece tüketmek için yaşıyor olmak, ve içimize doldurduğumuz onca şeyden arınmak için türlü yöntemler aramak. Arınmak hiç kolay değil artık. Sadelik mutluluktur diyorum, herkes gülüyor bana, öyle ya sadeleşirsek üzerimize boyadığımız rol akıp gidecek ve biz en saf halimizle kalacağız ortalık yerde. Arınmayı, savunmasız kalmak olarak algılamaktan vazgeçmeli insan. Olanı değil olması gerekeni oynayıp durmaktan vazgeçmeli.
Oysa basit çözümlerde var arınmak için, o kadar kolay ve o kadar çok işe yarıyor ki; Bakın size geliştirmeye çalıştığım bir yöntemden bahsedeyim. Nefes almak, evet nefes almak; Gerçi doğru nefes alma teknikleri ile ilgili pek çok eğitim veriliyor günümüzde, ancak ben Doğa da yürüyüş yaparken alınan nefesten bahsediyorum. Uyguladığınızda işe yaradığını göreceksiniz.
Ellerimi gökyüzüne tengri’ye açıp gözlerimi yumuyorum, başlamadan önce; İçimden geçen her ne varsa, iyiye ve kötüye dair, sıralayıveriyorum birbiri ardına. Sonra susup dinliyorum kalbimin atışını. Yavaşla diyorum, yavaşla ve o beni dinliyor. Sonra derin bir nefes alıyorum sayarak, bir iki, üç, dört, beş kaça kadar sayabilirsem, yani ciğerlerim doluncaya kadar. Nefesimi yavaşça salıyorum dışarı sayarak bir, iki, üç, dört bir lokma nefes kalmayıncaya kadar. Her adımda kalbimin yavaşladığını söylesem inanır mısınız bana? İnanın yavaşlıyor ve her nefes alış verişte boşalıyor içimde biriktirdiklerim. Sonra sesler silikleşiyor, görüntüler silikleşiyor ve ben baş başa kalıyorum kendimle.
Nefesle başlayan derin düşünme süreci, aklıma ve kalbime daha kolay söz geçirmeme olanak sağlıyor. Nefesim nefesine karışıyor yaşamın ve ben susmayı öğreniyorum hiç durmadan konuşarak.
 zati erbaş
Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir