Blog

29 Eylül 2009

Macar Ördeği

Ben burada olacak mıyım?

Bahar da Sefa ağabeyle Eymir gölü civarında çok güzel yürüyüşler yaptık. Kimi zaman çiçekler, kimi zaman tosbağalar eşlik etti yürüyüşlerimize. Göl kıyısındaki lokantaların öğlen yemekleri ve dinlenmeler için eşsiz fırsatlar yarattığını fark edince, daha uzun zaman geçirir olduk, koyu sohbetler yaptık birlikte. Bahar bir başka oluyor yaşam döngüsünde, bir telaş, koşturmaca. Yuvalar yapıldı. Kuluçkaya yatıldı ve biz dağlara çevirdik yönümüzü. Kuluçkadan civciv çıktımı? Yavrular palazlanıp büyüdü mü? Gidip bakma şansımız olmadı.

Hava çok güzel, biraz dolaşsak mı diyor Sefa ağabey, sesinde kocaman bir gülümsemeyle. Gidelim kaptan diyorum bana tekne anılarını anlatırsın. Dostluğumuzu seviyorum, yaşama dair konuşmalarımızı, paylaşımlarımızı. Tekneyi, yelkenciliği, kaptanlığı anlatıyor gemicilik terimlerini kullanarak, basıyorum kahkahayı. Vayyyy kaptan olmuşsun diyorum için için kıskanarak.

Eymir gölünü çevreleyen tepelerde neredeyse hiç kimse yok. Çok geç fark ettik buraları keşke daha önce gelseydik diyor Sefa kaptan. Gerçekten de çok geç fark ettik. Hava güzel ve güneşli, garip bir esinti var, üşütüyor. Dünü, bu günü, yarını konuşarak yürüyoruz. Çok değişmişsin diyor bir şey çok etkilemiş seni. Gülümsüyorum, içimden dökülen acıyı ona anlatırken. Dostları, dostlukları anlatıyorum, içimi acıtanları ve hayatıma yön veren güzellikleri. Gidişimin ardındaki gerçeğin aslında kendimi bulmak olduğunu kelimelere döküyorum. Yalnızım ve hep yalnızdım. Bunu ben yarattım ve hiç pişman değilim.

Gölün kenarına sıralanmış pek çok otomobil var. Balık tutanlar, piknik yapanlar, bisiklete binenler bizi görmüyor, bizde onları. Gel bir şeyler atıştıralım kaptan, olur neden olmasın. O gözleme, ben mantı söylerken kilo almaktan bahsetmeyi de ihmal etmiyoruz. Sefa kaptan gazetesine göz atarken ben kuşları izliyorum. Sakarmeke, Bahri, Dalgıç kuşu, Macar ördeği palazları kalabalıktan ürküp sazlar arasın saklanmışlar. Bir parça ekmek onları bulundukları yerden çıkarmaya yetiyor. Sazların arasından hızla çıkıp ekmeğe üşüşüyorlar. Yaramaz çocuklar gibi kavga ediyorlar.

Kuzey masamızın etrafında dolaşan üç belki de dört yaşında bir erkek çocuğu. Adın ne diyorum. Kuzi diyor, anlamıyorum. Bu hangi dil diye soruyorum. Bebekçe mi? Annesi Kuzey diyor, biz ona Kuzi diyoruz. Kuzey bebek keşfetme dürtüsüyle her şeye ilgi gösteriyor. Gazeteye, fotoğraf makinesine, kelebeklere, kuşlara çok şanslı bir bebeksin sen diyorum, hala kuşlar var.

Kuzey bebek düşüyor kalkıyor, keşfediyor. Doğa onu yaşama hazırlıyor. Gözüm onlarca kuş palazı arasındaki Macar ördeği yavrularına takılıyor. Ürkek ve uzaklar. Onları dünyaya getiren ebeveynleri belki de çoktan kış göçü yolculuğuna çıkmışlar. Onlarsa insandan gelen yiyeceklerle güç topluyorlar, insanın acımasızlığını bilerek. Onlarda gidecekler ve bir daha dönecekler küçük sazlığa. Kuzey bebek büyüyecek, kuşlar geri dönecek, yaşam yenilenecek. Ben burada olacak mıyım? Bilmiyorum.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir