Blog

8 Şubat 2008

Medetsiz Dağı Kış Tırmanışı

Yola çıkmadan saatler öncesinde uyanıyorum. Aklımda Nüzhet Türker ile Medetsiz tırmanışına katılmak için isimlerimizi yazdırırken geçen konuşma takılı.
-isim yazdıracaktım
-tamam,bir kalem bulayım
-vs, vs, Bahadır Seyhan
-ağız dolusu bir gülümseme
-ne güzel mutlu oldum
-biz gelsek mutlu olmayacak mıydınız
-sizi tanımıyorum ki

İşte bu doğru içimde garip bir burukluk var telefonu kapatıp yüzünü hatırlamaya çalışıyorum.  Aydos tırmanışından kalan bir yudum sıcak su, bir gözlük çerçevesi ve bizde Ankaralıyız dan başka hiçbir şey yok. Salondaki ışığı açıp malzemeleri gözden geçiriyorum 11 km yürüyüş ihtimali en hafif malzemeleri seçmeme neden oluyor,eksik yok. Ankara soğuk yüzüyle kapı aralığından yüzüme vuruyor sis ve soğuk çekilmez. Dolmuş şoförü yüzme garip,garip bakıp sigarasından derin bir nefes çekip hışımla savuruyor.Aklından geçene hikaye yazıyorum; millet işsiz güçsüz herifler dağa gidiyor oh ne rahat bunları sopayla dövmeli. Duman dolmuşa yayıldıkça aklım dağların sessizliğinde kaybolup gidiyor hiç tanımadığım yol arkadaşlarımı merak ediyorum.

Yol muhabbetinde Türkiye yi kurtarmıyoruz bu kez ,aklımız yaşamakla ilgili kaygılarla dolu sohbet uzuyor, yol tükeniyor. Ereğli sapağında verdiğimiz molayı kebapçıya denk getiriyorum. Geçen yıl Aydos dönüşü nefis bir ziyafet çekmiştik kendimize; heyhat usta kalkmamış yutkunup düşüyoruz yola. Buluşma saatine yetişemeyeceğimizi anlayınca Nüzheti arayıp haber veriyorum
-sizi bekliyoruz sorun değil Gülek belediyesinin karşısındayız.
Yemek yenecek bir yer bulsak diyor Tankut,sanki açlıktan öldük hiç yemesek aylarca ölmeyiz.Geç kaldık diyorum insanlar bizi bekliyor. Cin fikirli olmak buna denir,alış veriş yapacağız der gider bir yerlerde yemek yeriz olmaz mı?Neden olmasın açlıktan ölürüz yoksa. Gülek kasabasının girişindeki tabelayı izleyerek devam ediyoruz. Yol garip bir döngüyle asfalta,stabilizeye ,toprağa dönünce Nüzheti arayıp onlara nasıl ulaşacağımızı soruyorum
-yolu devam edin bize gelirsiniz diyor.

Karşılaşma sıcak,içten kendimi tanıtmama fırsat bırakmadan sizi herkes tanıyor diyor.Gelin yemek ısmarlayalım ondan sonra yola çıkarız.Esnaf lokantası tahta sandalyeleri ve muşamba kaplı masalarıyla çok şirin. Pilavın üzerine yayılmış kuru fasulyelerin lezzetini anlatmak zor. İştahla kaşıklıyoruz soğan ve yoğurtla ekip tamam. Tereyağının güzelleştirdiği yumurta güneş gibi doğuyor masaya kocaman lokmalar her şeyi silip süpürüyor. Yan masayı göz ucuyla süzüyorum Rıza Kaçkar dan,Sakallı olan Verçenik ten ismini hatırlayamıyor utanıyorum.
Hızlı yemek faslından sonra kampta su olmadığını öğreniyoruz bidonla su götüreceğiz.Biz botlarımızı değişip çantaları damperli kamyona yüklerken her şey hazır ediliyor. Kamyonda odun,soba ,çam fideleri,balta,bidon bidon su ve biz. Kapı zindan kapısı gibi kapanıyor üzerimize damper yüksek etraf gözükmüyor ince bir soğuk parmaklarıma yerleşiyor.Dağlara doğru sarsıla,sarsıla bir yolculuk başlıyor tek tük atan karın eşliğinde. Geçen yıl koyun aşıranda Hüseyin in düşmesi geliyor aklıma günlerce çektiği acı,Eminin bizi bırakıp gitmesi.
Kamyondan malzemeleri indirip çadırları kurmaya girişiyoruz.Geçmiş zamanların alışkanlığından olsa gerek hızlı davranıyoruz. İdris ve Nüzhet kuru dere yatağının içindeki mağaralardan getirdikleri naylon branda ile yayla evlerinden birini kaplayıp soba kuruyor.Dumanı tüten soba akşamın keyifli sohbetlerle geçeceğinin habercisi.Toprak donmuş çadır kazıklarını yerleştirirken zorlanıyorum.Çadırın emanet oluşu dikkatimi toplamama yardım ediyor. Dış tenteyi yerleştirirken fermuarın bozuk olduğunu görüyorum halbuki alırken sağlam demişlerdi al başına bela. Üç çadır yan yana inşallah kimse horlamaz ama bu düşüncemde yanıldığımı geceyi berbat geçirerek anlıyorum. Çadırlar kurulunca çevreye biraz göz atıp dolaşıyorum.

Göz aşinalığından öteye geçmeyen tanışıklığımız sobanın kurulu olduğu yerde gittikçe gelişiyor. Sobaya atılan odunların oluşturduğu köze takılıyor gözüm sıcak,büyüleyici tehlikeli.Bilmeden güvendiğimiz her şey sanki korlarda gizli. İdrisin tanışsaydık demesiyle herkes kendini anlatmaya başlıyor. Karşılıklı konuşmalar sorular atışmalar uzadıkça idrisi bitiremeden neredeyse gece bitiyor. Herkes birbirine öylesine yakın öylesine dost ki anlatılır gibi değil. Gülek ten alınan iki kilo kestaneyi kim çizecek sorusuna herkes ben dese de ihale Rıza ve bana kalıyor.Tencerede az suyla haşlayıp sobada közlüyoruz.Pişenler elden ele dolaşıp eşit dağıtılıyor ve hiç kimse itiraz etmiyor.Sohbetin güzelliği geceyi tadına doyulmaz bir sıcaklığa dönüştürürken sigara içmek için dışarıya çıkanların uyarısıyla yıldızları unuttuğumuzu hatırlayıp gecede kayboluyoruz. Yıllardır birbirinden uzak kalan  aile fertleri gibi sevgiyle söyleşip duruyoruz ama yatma vakti.
İsteksizce atılan adımlarla çadıra yönelip termoslara doldurduğum sıcak suyla tulumumu ısıtıyorum. Birkaç saat uyusam yeter diye düşünürken dışarıdan gelen sesler uykumu kaçırmaya yetiyor. Tan,tan,ta,tık,tık,hışır,hışır yahu sussanıza  Tankut un plastik ayakkabı temizleme sevdası beni uykudan ediyor.Bununla kalsa iyi gece sessizliğine dönerken öğürtü benzeri kusmaya çalışan bir horultu biçimi gecede yankılanıyor.Tulumda dönüp dururken hayal kurmaya çalışıyorum gelecek üstüne;tık yok. Dayanamıyorum artık bağırsam da kimseyi susturamıyorum,geceye atılan taş gibi çadırımın tentesine vuruyorum sertçe bütün sesler kesiliyor. Eminim gecede bundan mutlu olmuştur.

Gecenin sesini dinliyorum,durgunluğu,yalnızlığı,hafif yükselen soluk alışları. Erken kalkanların sesleri tulumun sıcak ortamını bozuyor.Çadırın tavanında havalandırmaya rağmen buz var,düşürmemeye gayret ederek kalkıyorum. Akşamdan hazırladığım ve tulumda olan suyu ısıtıp birkaç bisküvi yiyorum.Ocak tıslayarak yandıkça çadır ısınıyor,her şey hazır yola çıkma zamanı.
Çadırın dışı umduğumdan daha sıcak,rüzgar yok.Kamp çadırında bekleşenlere katılıp birkaç yudum daha sıcak sıvı alıyorum. Nüzhet gülümsüyor
-günaydın nasılsın
-iyiyim sen
konuşmalar uzadıkça zaman kısalıyor yola çıkma zamanı.

Rıza öne geçiyor ve yola çıkıyoruz.Bizi nelerin beklediğini ancak gün ışıyınca görebileceğiz,gecede kayboluyoruz. Ağır adımlar,sesler,sıklaşan soluk alışları,heyecan yenileniyorum. Emin adımlarla küçük zig zaglar çizerek yükseliyor Rıza rüzgar yok hava dingin. Çarşak zemin yürümeyi zorlaştırıyor ayak bilekleri zorlanıyor . Küçük molalar sıcak suyla destekleniyor,Mersin gurubu hep bir arada suları ve her şeyi paylaşıyor, imreniyorum.Vadinin içinde kar gittikçe sertleşiyor. Tabana inip karşı yamaca geçiyoruz. Hasan bir yudum alsana diye termosun kapağıyla sıcak su uzatıyor.
Gün ışımaya başlayınca kan şekerimin düştüğünü hissediyorum,fotoğraf için duruyoruz. Bir avuç üzümü ağzıma atıp vücudumun kendini toplamasını bekliyorum.Güneş bulutların koyu lacivert gölgelerini altın rengine boyuyor önce,sonra derin bir maviye.Keçe belinde hava iyice aydınlanıyor,güneş inanılmaz bir keyif veriyor. Üzerimizdeki fazlalıkları çıkarıp su ihtiyacımızı gideriyoruz. Kar gittikçe sertleşiyor,eğim arttıkça ayakta kalmak zorlaşıyor. Krampon takalım diyorum Rızaya valla iyi olacak.Çantamı açıp kramponlarımı takıyorum çantamın açık olan ağzında yuvarlanan mataram vadinin derinliklerine yuvarlanıyor.Dönüşte alırız diyor Rıza,yola güvenli adımlarla devam ediyoruz artık. Zirve çanağına kadar hafif eğimde ve güneş altında yürüyoruz.Otuz metre irtifa kaybedip zirve çanağına inip bir şeyler atıştırıyoruz. Vadilerden yükselen sis yanımıza kadar geliyor Rızanın endişelendiğini hissediyorum,gitsek iyi olacak.Zirveyi soranlara İdris yukarılardaki bir noktayı işaret ediyor herkes gördüğünü idda etse de ben bir şey görmüyor görmüş gibi başımı sallıyorum.Neden bu dağa  Medetsiz dendiğini ancak tırmanırken anlıyor insan yükselmeye başlıyoruz artık
Ağır aksak ilerliyoruz,molalardan bir türlü zamanında ayrılamayan Tankut ve Sadi gurubun en arkasında.Rıza her ne kadar gurubu bir arada tutmaya çalışsa da İdris ve Hasan tempoyu bozup hızlanıyor.
Hazır mazeretler devrede üşüyoruz,çok yavaşlar ,yukarıda bekleriz sizi.Kızgın olmak bir şeyi çözmüyor,aklım arkada kalanlarda.
Gece guruba katılan arkadaşlardan biri ile yaptığım sohbet keyfimi yerine getiriyor.Uzun zamandır yaptığı işe bu kadar saygı duyan birine daha rastlamadım.
Şükrü çok aklı başında,saygılı ,güler yüzlü ve içten. Konuşmalardan sonra arkada kalıyor ve diğer gurubun yanından zirveye çıkıncaya kadar ayrılmıyor.İdris ve Hasan arada bir duraklayıp bekleseler de yollarına devam edip zirveye ulaşıyor. Arkadan gelen onlar olsaydı ne hissederlerdi,eminim en az benim kadar mutsuz olurlardı.
Zirve bulutlarla kaplanıyor.İdris sızlanıyor çok üşüdük çok bekledik. Zirvede geçen birkaç dakikadan sonra Şükrü ben şehre dönmek zorundayım sizlerden idrisle ayrılıyoruz diyor. Sis görüş mesafesini düşürdükçe bizde dönüş yoluna geçiyoruz.
Dönüş biraz daha hızlı olsa da Tankut kramponla yürümekte zorlanıyor,gurup kopuyor. Sadinin zirveye giderken bıraktığı çantayı alıp gurubu topluyoruz.
Tankut yine yok,sis görüş mesafesini iyice düşürüyor.
-Tankuuuut
-Ne bağırıyorsun
Sinirlerime hakim olmaya çalışıyorum susmalı ve beklemeliyim. Gurup toparlanınca
-Böyle bağıracaksınız olmaz diye çıkışıyor Tankut
-Sadi siste nasıl çağırsaydık deyince;tuvaletimi bile yapamadım pantolonumu bile bağlayamadım diye söylenerek en öne geçiyor.
Ben dağda yaptığı yolculukları seviyorum,zirve takıntım hiç olmadı ve hep iyi yol arkadaşlarım oldu ama bu kez yanılmışım.Zirve çanağında mola vermeden ilk seti aşıp Keçe beline doğru alçalıyoruz.

Rüzgar ve sise benzetiyorum kendimi yalnız ve suskunum.
Gün ışığında kampa dönme şansımız kalmadı.Rıza duraklıyor ve kramponları çıkartıyoruz.. Kayarak ve düşerek geçecek birkaç saat bizi bekliyor.Karanlığın çökmesi,yorgunluk,susuzluk kişisel zayıflıkları ortaya çıkarmaya başladı. Her kafadan bir ses çıkıyor önde Rıza Ve Hasan patikayı bulmaya çalışırken guruplar halinde alçalıyoruz. Molalar toplanmamızı sağlasa da,moladan ayrılma zamanlarına uyulmaması dağınıklığın temel nedeni. Karanlık iyice çökmeden mola verip biraz su ve çikolatayı hep birlikte paylaşıyoruz. Tepe lambaları gittikçe yoğunlaşan siste ateş böcekleri gibi pırıldıyor. Erman;ayrılmamalıyız,ayrılmamalıydık kelimelerinden oluşan bir söylenme biçimi oluştursa da duymamak en iyisi. Tankut,Sadi ve Nüzhet gerilerden seslenerek yerlerini belli ediyor. Herkes en az bir kez yeri boyluyor. Tehlikeli bir hale alan düşmeleri kontrol etmek için harcanan dikkat yorgunluğumuzu arttırıyor. Ellerimin üzerine düşüyorum canımın acısı bir yerimi kırdım sorusundan daha az.Tankut karanlığın içinden krampon neden takmıyoruz diye söylense de,birkaç metrede bir biten ve başlayan kayalık bunu engelliyor.Koyu karanlık ve sis muhteşem havada sis ve buz uçuyor. Düşüncelerim karma karışık büyülü bir yolculuktayım,varış yeri umurumda değil. Rıza iyice kopuyor bizden gurubun sorumluluğu onu iyice yoruyor karanlıkta belli belirsiz bir ışıkla izliyoruz onu. Vadinin içinde dolaşan tilkinin izi bizi güvenilir bir patikaya ulaştırıyor. Yol güvenlikli ve rahat düşme ihtimali yok.Rıza yolu buldum bekliyorum diye sesleniyor,buluşuyoruz. Arka gurubu beklemek yerine yolun güvenliğinden ayrılmadan Rızayı arkada bırakarak devam ediyoruz. Her şey berraklaşıyor,gideceğimiz yer belli,adımlar yavaşlıyor ve sohbet yolda sıkça gördüğümüz tavşan izlerine kayıyor. Kampta kalanların fenerlerinden gelen ışıklar herkesi rahatlatıyor. Bir an önce varıp herkesin iyi olduğunu onlara söylemek istiyoruz. Erman kestirme yapalım dese de en kısa yol bilinen yol. Arif abi tepe lambasının uzunlarını yakıp etrafı gözlüyor,yakma arkadan gelenleri yanıltırız desem de beni dinlemiyor. Bazen sözcükler işe yaramıyor,doğru işe yaramıyor başarının hazzı insanları başka bir şey yapıyor.

Kamp yerine yaklaştıkça adımların hızlanmasına engel olamıyoruz. Bahadırın el fenerinden yayılan ışığa yönelip kampa varıyoruz. İdris kutluyor önce,çantalarınızı çıkarıp sobanın yanına gelin diyor. Küçük sorgulamalar sorun olup olmadığı üzerine. Sobada kaynayan demliklerden yükselen buhar soluklarımıza karışıyor. Bardaklar dolusu ılık su içiyoruz her yudum bizi dinlendiriyor. Erman yarın işe nasıl gideceğim,kız arkadaşıma şimdi ne söyleyeceğim diye sızlanarak kerevetin üzerine uzanıyor,biz tırmanış hakkında sohbet ediyoruz. İdris ayaklarım dondu kusura bakmayın bu ayakkabılarla olmazmış ,inerken de yolu kaybettik ama geleli iki saat oldu Şükrüler yeni gitti diyor. Arkada kalanların kampa ulaşması uzun sürüyor demlikler sobada bir dolup bir boşalıyor. Bahadır suyu dert etmeyin kar topladık içebildiğiniz kadar için diyor. Tırmanış sonrası büyük bir zevk bu keyifle sıcak sularımızı yudumluyoruz. Arkadaki ekip kampa ulaşınca keyfimize diyecek yok aklımda bir daha  gelir miyim sorusuna verdiğim yanıt takılı “asla bir daha gelmem”.Dinlenmek sıvı ,almak ve değerlendirmeyle geçen süre gürültüyle dolu,herkes kendine gelip başarısının tadını çıkartıyor. Sadi çadırdan yufka ekmek,tulum peyniri,kahve ve helva getiriyor. Tankut dalgacı bir tavırla şimdi ottan kökten yemekler yapar,yazıyor ama yapılıp yapılmadığı belli değil. Oysa ben bir çaba sarf ediyorum,övgü beklemiyorum ama biraz saygıyı hak ediyorum.
İdris
-hadi bir şeyler yap diyor
-neler var
-domates,soğan,sarımsak
-baharat var mı var süperrr
Nüzhete yardım et desem de ben sıramı savdım dün gece yaptım bana ne diyor.
Şaştım yemeğini kendi yöntemlerimle yaparken,yemeğin kokusu büyü gibi geliyor herkese
-Tankut bize de  yapıyorsun değil mi diye soruyor kendime engel olamıyorum
-hayır sadece üç kişilik

Kendimle,hayatla hesaplaşmayı seviyorum ama öfke dolu bir tepki oluşturmaktan nefret ediyorum.
Bir yandan hazırlanan makarna,diğer yanda ısıtılan mantı ve şaştım yemeği.
Yufka ekmekler sobada ısıtılıp tulum peynirli dürümlere dönüşüp herkesi mutlu ediyor.
Sofra hazırlanırken Tankut çadırdan ayrılıyor,Sadiye kalmasını söylüyorum olmaz onu yalnız bırakamam diyor.
Üzülüyorum ama yapacak bir şey yok. İnsanlar birbirlerine saygı duymayı,bilgiye saygı duymayı,paylaşıma saygı duymayı öğrenmeli.
Bana ne Medetsizden o hep oradaydı ama bu gece yaşadıklarım dünyadaki her şeye değerdi.

Keyifle hazırlanan bütün yemekleri tüketiyoruz. Rızanın yorgunluğu gözlerinden okunuyor benim uyku saatim geldi ben gidiyorum sabah görüşürüz diyor. Karnı doyan,susuzluğunu gideren herkes çadırına yollanıyor. Uyku tulumuna girdiğimde Nüzhetin İdris le konuşurken attığı kahkahayı duyuyorum uykuya geçmeden önce.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir