Blog

29 Eylül 2008

Plastik Çöp Tuzakları

Kayaların arasına sıkışmış plastik şişe, içerisindeki su ile bize yaşam sağlarken, yapısı gereği uzun süreli bir kirletici olarak yaşamımızdaki yerini alıyor. Görsel hafızalarımızda yer eden bu görüntüyü, normal kabul ediyoruz. Neden etmeyelim ki? Çıktığımız şehirlerarası yolculuklarda, yol boyu yarısına kadar idrar dolu plastik şişelerden başka bir şey görmüyoruz. Bizim yapamadığımızı, rüzgâr yapıyor dağların ulaşılmaz yerlerine taşıdığı poşetlerle. Nehirler, denizlere taşırken insanın plastik halini; enerji savaşları uğruna, vadilerimizi yok ederek yaptığımız yüz karası barajları tıkıyor, uyarırcasına. Güzelim Anadolu bozkırını, mevsimler boyu doya doya seyretme isteğimiz(şansımız), yok olup gidiyor artık. İnsanız ve kirletiyoruz.

Dünyanın pek çok ülkesi, bu ürünlere yüksek vergiler uyguluyor, yasaklıyor ve geri dönüşümü için teknolojiler geliştiriyor. Umurumuzda bile değil, neden mi? Çünkü, tehlikenin farkında değiliz. En gözde tüketim maddesi, suyun, plastik ambalajlı yarım litresinin bedeli 50 kuruş. Alıyorsun, içiyor ve atıyorsun. Kullanım süresi 15 dakikayı geçmeyen bu ürünün atığının geri dönüşümü için geçen süre 150 yıl. Su kaynaklarının satılmasının düşünüldüğü bu günlerde, karlı ve stratejik bir yatırım aracı, su yoksa hayat da yok. Farkında mıyız? Hayır. Kullanıp attığımız her plastik ambalaj, çocuklarımıza bırakacağımız yaşayan bir dünya özlemini yok ediyor. Bizim için, şimdilik görüntü kirliliği anlamına gelen bu atıklar, doğadaki pek çok canlı içinse birer ölüm tuzağına dönüşüyor.

Kayaların arasına sıkışmış bu plastik şişe, ne kadar gelir getirdi, bilemiyorum. Ama bir ölüm tuzağı olduğunu biliyorum. İçersine, belki de yuva özlemiyle giren bu böcekler tuzağa düştüklerinin farkında değil, ta ki çıkmak istedikleri zamana kadar. Plastiğin yapısı, böceklerin çıkmasına imkân vermeyecek kadar pürüzsüz. Bir kez girdiler mi? Çıkma şansları bir insanın merhametine kalıyor. Merhametsizliği insan yaratıyor oysa.

Bugün, ne kadar su içtik? 80 milyonluk bu ülkede, bu soruyu yanıtlamaya korkuyorum.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir