Blog

29 Şubat 2012

Rüzgâr, Bir Tek Rüzgâr Kaldı Aklımda, Pır Pır Eden Yelkenin Omuzladığı.

Yelkende iki gün Bölüm 2

Küçük taburelerin çoğunluğu teşkil ettiği cami kenarı çay ocağında, bizi otogardan beri takip eden sokak köpeğine, ayırdığım iki lokma böreği ikram ediyorum. Vay be böreğe bakmıyor bile, sanırım börek almadan ona sorsam iyi olacakmış.

Tok olmanın keyfi bambaşka, iki çay alabilir miyiz?  Kıyıda köşede kalmış tek tük esnafa çay dağıtan garson sıcak para girişiyle gülümsüyor.  İlk yudumu ağzımın içerisinde dolaştırarak damağıma yapışan ucuz börek yağı kırıntılarını temizliyorum. Çaydan gelen buruk tadı almayı seviyorum.
Her yolculuğuma eşlik eden Neyi kılıfından çıkarıp nefesimle ısıtıyorum. Köşedeki kuyumcu ve küçük köpeği gözaltından merakla beni izliyor. Hafifçe üflüyorum Ney sesini duyan küçük köpek havlayarak yanıma geliyor. Ben üflüyorum o havlıyor. Kuyumcu köpeği çağırsa da köpek her defasında önüme kadar gelerek beni tehdit ediyor. Sefa kaptan bak o bile anladı acemi olduğunu sus diyor sana. Susmak mı? Ben üfleme şiddetini arttırdıkça köpek uzaklaşıyor.
Tekneye giderken börek alalım diyor Sefa kaptan
Alalım Erol kaptanla çay keyfi yaparız
Yol üzerinde su böreği yapan dükkâna kadar yürüyoruz. Çorum börekçisi ve mantıcısı. Börekçinin arka tarafındaki başka bir dükkânın camlı vitrininde beyaz önlüklü kadınlar mantı yapıyorlar. Biri diğerlerini dürterek bizi işaret ediyor.
Ben yeni tepsiden su böreği istiyorum.
Kenar da koymak zorundayım.
Bayılırım böreğin kenar kısmına kıtır kıtır lezzetli olur.
Bazı müşteriler istemiyor. Ne yapabilirim ki kenarsız börek henüz yapılmadı. Ama biz su böreğinde iddalıyız. Bir kiloya yakın oldu yeter mi?
Yeter yeter zaten biz bir şeyler atıştırdık.
Erol kaptandan gelen telefonla adımlarımız sıklaşıyor. Marina girişindeki güvenlik görevlisi önümüzü kesmeye çalışsa da Sefa Kaptan “Rain” diyor geçiyor. Teknemizin adı Rain. İskele boyunca yürüyerek tekneyi arıyoruz.
Kaptanlar nereye gidiyorsunuz? Erol kaptanın gülümseyen yüzü kamaradan uzanıyor. Kavuşmaların güzelliği herkesin yüzüne yansıyor, kucaklaşıyoruz.
Hava güneşli ve rüzgârlı, deniz hafifçe titriyor. Yelken direklerinden, jeneratör pervanelerinden gelen ses tekneler arasında dolaşıyor “ iyi ki geldinizzzz”
Erol kaptanın yeni satın aldığı tekne konusunda bilgi alıyoruz. Sefa kaptan köşe bucak geziyor. Ne nerede, donanımlar nasıl, halatlar, tik döşemeler, motor nasıl? Sohbet tekne odaklı uzayıp gidiyor. Eski sahibinin özenli kullandığı tekne deyim yerindeyse “Tay” gibi duruyor.
Erol kaptan ben bodruma iniyorum beraber gelmek ister misiniz?
Ben istemiyorum.
Sefa kaptan yorgunuz biz biraz dinlenelim, malum yarın seyir var.
Olur. Nasıl isterseniz, ben akşama dönerim.
Rüzgar, rüzgar rüzgar. Marinada dolaşan rüzgar omuz vereceği bir yelken arıyor. Heyhat sadece ipler var oynaşabileceği. Havuzlukta uzanıp güneşin tadını çıkarıyorum. Güneş ne büyülü bir şey, tüm kaygılarım korkularım, düne dair ne varsa silinip gidiyor. Marinanın kışlık bakımını sürdüren işçiler elektrik donanımlarını kontrol ederken, ben nefesimle rüzgâra eşlik ediyorum. Neyden yükselen sese kulak kabartan herkesin, yüzüne yayılan gülümsemeyi görebiliyorum. Aklıma bin bir türlü öykü geliyor. Kendi kendime konuştuğumu ve güldüğümü gören işçiler, deli olduğum konusunda söz birliği etmişçesine selam veriyor. Rüzgar içimi titreterek uzanıveriyor yanı başıma.
Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir