Blog

2 Mart 2012

Rüzgâr, Bir Tek Rüzgâr Kaldı Aklımda, Pır Pır Eden Yelkenin Omuzladığı.

Yelkende iki gün Bölüm 4

Rüzgar, bir topaç gibi dönerek yağmuru bulduğu boşluklardan, ellerime, yüzüme gözüme sokuyor. Ankara’daki kardan kaçarken burada yağmura yakalanmak hiç hoş değil.Biri içimden geçeni mi dinliyor nedir? Rüzgâr birden bıçak gibi kesiliyor. Tanrı beni dinliyor olmalı. Oysa bunun tam tersinin olduğunu rüzgârın uykuya daldığını ve güç topladığını, gün doğunca yaşayarak öğreneceğim. Teknenin dördüncü yolcusu da gelince bozulacak eşyaları buzdolabına yerleştirip kamaralara çekiliyoruz. Bir beşik gibi hafif hafif sallanan tekne midemi bulandırsa da, onlarca saatin yolculuğuyla ve yorgunluğuyla uykuya yenik düşüyorum.

Gözlerimi açar açmaz kamaranın tavanından düşen damla su gözümün içine giriyor. Dün gece soğuk geçmiş anlaşılan, kamaranın havalandırmasını açmayı unutunca nefesimizin buharı tavanımızda yağmura dönüşmüş. İkinci damla da burnumun payına düşüyor. Yine de gülümsüyorum. Son zamanlarda sanki uykumda da düşünüyormuşum gibi geliyor bana, ne zaman uyansam, kendimi daha da yorgun hissediyorum. Ankara da olsaydım peşpeşe yarım yamalak rüyalar görürdüm. Hiç rüya görmedim dün gece.

Günaydın Sefa kaptan, günaydın, çok güzel uyudum dün gece. Teknenin tuvaletinin iç bulandıran kokusu, en son çişini yapanın tulumbayı çalıştırmadığını söylüyor. İşimi bitirip hızla kendimi açık havaya atıyorum. Ohooo Erol kaptan çoktan uyanmış teknenin donanımlarını gözden geçiriyor. Teknenin en çömezi benim, uzun zamandır tekneden ayrı kalmanın getirdiği unutkanlığı atmaya çalışıyorum. Günaydın Erol kaptanım erkencisin. Birazdan yola çıkarız. Herkes kalktı mı? Teknenin mürettebatı birer birer güverte de bitiveriyor. Mazot iskelesine yanaşalım önce depoyu tamamlayalım.

Teknenin okşanan kedi mırıltısına benzeyen bir sesle çalışan motoru güverteyi hafifçe sallıyor. Halatları çözüp, başıboş bir rüzgârın suda bıraktığı serseri bir iz gibi, yavaşça suda kayıyoruz. Mazot iskelesine usta bir manevrayla yanaşan kaptan, usturmaçaların yerleştirileceği yerler hakkında komutlar veriyor. Halatları iskeleye volta ediyoruz. Yakıt istasyonun camından içeri bakıyorum. Burada kimse yok. Çıkardığımız gürültü sonuç veriyor. Yarı karanlık bir odadan biri çıkıyor. Mazot verecek kart bende yok, biraz bekleyin çağırıp geleyim. İnsanın ayağının altında sallanan bir tuvalete gitmemesi keyifli, en azından üzerinize damlatma riskiniz ortadan kalkıyor. Hızla hareket eden bir mobilet mazotçuyu almak üzere hızla uzaklaşıyor.

Gökyüzünde kümelenen bulutlar ya geçen ya da gelecek olan bir fırtınanın habercisi gibi duruyor. Hava raporlarındaysa fırtına uyarısı henüz yok. Mazot verecek görevliler mobiletle geliyor. Yakıt alma işlemi uzun sürmüyor. Halatlar laçka, tekne iskeleden yavaşça uzaklaşıyor. Usturmaçaları toplayın. Teknenin bütün usturmaçaları toplayıp teknendeki yerlerine yerleştiriyoruz.

Hadi bakalım yelken basalım, torbasından hışırdayarak yükselen ana yelken rüzgârı görünce gençleşiyor ve üzerindeki kırışıklıklardan kurtuluyor. Kocaman bir kahkahaya benziyor ana yelken. Cenova yelkeni rüzgârı yakalar yakalamaz tekne önce sarsılıp rüzgarla birlikte yatıyor ve yavaşça hızlanıyor. Dümende rüzgarın gücünü hissediyorum. Şimdi kocaman bir devin omuzlarında oturan bir çocuk, bir masal kahramanıyım. Rota Knidos, rüzgar 13 knot, deniz mutedil dalgalı, görüş 10 km.

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir