Blog

3 Mart 2012

Rüzgâr, Bir Tek Rüzgâr Kaldı Aklımda, Pır Pır Eden Yelkenin Omuzladığı.

Yelkende iki gün Bölüm 5

Çocukluğum Karadeniz’in bir balıkçı köyünde geçti. Evimizin altındaki küçük koya palamut zamanı kırk-elli küçük balıkçı teknesi demirlerdi. Palamut çaparileri bağlanırken anlatılan balıkçı hikâyeleriyle büyüdüm ben. Bir oltada yakalanan altmış palamut’un balıkçının omzuna verdiği yükü yaşayarak öğrendim. O zamanlar büyük balıkçı tekneleri yoktu. Her şey daha yavaş yaşanır, deniz de yol, daha yavaş alınırdı. Yekeli küçük balıkçı motorlarına kumanda etmek daha kolay olurdu.

Rain’in aldığı yolu görmek için geriye doğru dönüyorum. Sarhoş bir kuğunun sudaki izine benziyor, arkada kalan beyaz köpük, bir sağa bir sola yalpalayarak ilerliyoruz. Yekeli tekne alışkanlığım yüzünden, dümeni çevirir çevirmez tepki bekliyorum, heyhat, bir sağa bir sola rota tutuyorum.

İlişkilere benziyor yelkende dümen tutmak, hassas olacaksın, özenli olacaksın, okşar gibi davranacaksın ve her daim geleceğe bakacaksın. Yoksa yalpalayıp gidiyorsun bir rota tutturamadan ve sürekli uzaklaşıyorsun varacağın menzilden. Sefa kaptan, yoğunlaş ve başka şeyle ilgilenme, daha kolay olduğunu göreceksin. Tüm duyularımı yelkenden rüzgâra oradan da dümen vasıtasıyla kollarıma ulaşan güce veriyorum. Daha özenli ve hassas dokunuşlarla tekneyi yönlendiriyorum. Sağanak rüzgâr olmasa, bunu kolaylıkla başaracağım ama ne mümkün. Denizin üzerinde serseri serseri dolaşan rüzgâr, yelkene bindikçe; tekne önce sarsılıyor, donanımdan gelen gacırtı birazdan sonra gelecek rüzgârın oyunu haber verse de olmuyor. Bir türlü dengeyi kuramıyorum.

Erol kaptanın göz ucuyla denizden gelen sağanak rüzgârı ve beni izlediğini hissediyorum. Rüzgâr tüm gücüyle yelkene doluyor. Tekne sarsılıyor ve hızlanıyor. Sonra nasıl oluyor bilmiyorum; tango yapan bir erkeğin belinden kavradığı bir kadın gibi tekneyi kendine çeviriyor ve yelkenleri boşaltıyor. Sanki nefes nefese aşk yapıyor yelken ve rüzgâr; Sonrası pır pır eden bir yelken ve geçip giden bir rüzgâr.

Tekneyi “Broşa” sokma diyor Erol kaptan, şimdi hız kaybedeceksin; Rüzgârı tekrar yakalamak ve tekneyi eski hızına ulaştırmak hiç kolay değil. Uzun zaman denizden uzak kalmam, dümen tutma yeteneğimi köreltmiş, biraz zaman diye geçiyor içimden, sadece ben duyuyorum. Başarısızlığımın oluşturduğu hayal kırıklığıyla, yoruldum diyorum. Dümene başka biri geçsin. Erol kaptan sen kal diyor, öğreneceksin. Rüzgârı yelkene doldurmam uzun sürmüyor. Tekne hızlanarak ve yalpalayarak yoluna devam ediyor.

Rüzgâr, akıllı esmeyi bırakıp deli deli esmeye başlayınca, kaptan, rüzgâr haritasını uydudan kontrol ediyor. Knidos’u geçince körfezde dönen bir rüzgâr var ve biz bir yerinde yakalanacağız. Gökyüzü bulut öbekleriyle dolmaya başladı; Gri, beyaz ve kara. Ufuk çizgisine yakın bölgelerde yükünden kurtulan bulutların bıraktığı iz perçemini gözlerine düşürmüş bir genç kızın yüzüne benziyor. Islanmasak bari diyor Erol kaptan, meraklanma yağmur dilemedim, eminim yağmayacak. Bu dileğimin gerçekleşmeyeceğini gün batımına yakın saatlerde yaşayarak öğreneceğim.

Var mı acıkan? Herkes elini kaldırıyor. Kaptan ekmek peynir hazırlarken, dümene başka biri geçiyor.

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir