Blog

6 Mart 2012

Rüzgâr, Bir Tek Rüzgâr Kaldı Aklımda, Pır Pır Eden Yelkenin Omuzladığı.

Yelkende iki gün: Bölüm 6

Acıkmış biri için peynir ekmek, dünyanın en lezzetli yemeği gelebilir; Deniz sizi bir beşikte sallamıyorsa. Sallıyorsa o zaman işiniz biraz zor demektir. Lokmaları hızla yutuyorum. Birer gofret isteyen var mı? Var tabi ki olmaz mı? Yemek üzeri tatlı keyfimi yerine getiriyor. Birer dilim de deveci armudu hiç fena olmazdı. Dolu dolu rüzgâr, tekneyi suda hışırdatarak sürüyorç. Dümende Sefa kaptan, büyük bir dikkatle rotayı kontrol ediyor. Erol kaptan yelkene trim vererek hızı daha da arttırıyor. Armudun son dilimini büyük bir dikkatle ağzıma atarak çiğniyorum. Sulu armudun damağımı okşayan tadına iyice varabilmek için lokmayı ağzımda çevirip duruyorum. Tıpkı fırtınanın birazdan bize yapacağı gibi.

Knidos ta rüzgâr ve deniz söz birliği etmişçesine yer değiştiriyor. Rüzgâr susuyor, deniz başlıyor sallanmaya, dinginliği fırsat bilen Sefa kaptan tuvalete inse de dışarıya fırlaması bir oluyor. Yelkenle yapılan seyirlerde, tuvalete gitmek tam bir baş belası, hele de sizden önce bir girmiş ve tulumbayı çalıştırmamışsa. Ayakta durmakta bile zorlandığınız bir tuvalette, idrarla yoğunlaşmış havadan nefes almaya çalışmak, kusmanız için yeterli bir sebep. Sefa kaptana da tam bu oluyor. Küpeşteden sarkan kaptan büyük bir öğürtüyle yediklerini çıkarıyor. Boğaza atılan bir parmak bulantı sorununu kolaylıkla çözüyor. Gözlerinden yaş gelen Sefa kaptan “ Ulan Knidos burnunun bana garezi var, ne zaman geçsem bana bunu yapıyor. Yüzlerce millik seyir yaptım, buraya gelince başıma bu geliyor”

Erol kaptan sahildeki yerleşimleri gösteriyor. Palamutbükü limanı, Atbükü limanı, konuşma uzuyor. Sorunsuz bir seyir sürdürüyoruz. Garip bir rüzgâr var; son derece yumuşak ve düzenli sağanaklarla gelen rüzgâr seyri son derece keyifli kılıyor. Rüzgâr döngüsünün tam ortasındayız diyor Erol kaptan, elinde uydudan alınmış görüntüler var. Bozukkale limanında geceleyeceğiz, küçük ama güzel bir limandır, iki iskele var birine yanaşırız.

Sefa kaptan ve ben havuzlukta şakalaşırken Volkan dümen tutuyor. Tüm seyir boyunca bizi çepeçevre saran yağmur yüklü bulutlar zaman zaman yükünü boşaltıyor. Limana girmeden yakalanmasak bari yoksa sırılsıklam eder bizi. Güneş artık bulutların tutsaklığında saat 16.30 ve bizim daha iki saatlik seyir yapmamız gerekiyor. Bir damla, iki damla derken arada bir yakalandığımız sağanak yağmur ve rüzgâr seyir heyecanını daha da arttırıyor.

Günışığı yavaş yavaş tükenirken Erol kaptan “Volkan dümende sen kal diyor” Sizlerde bulunduğunuz yere sıkı tutunun. Tekne rüzgârla sarsılıyor. Yelkenlere camadan vuruyoruz. Şimdi rüzgârı ve dümeni kontrol etmek daha kolay ya da biz öyle sanıyoruz. Rüzgâr gittikçe şiddetlenirken gün ışığı da etkisini yitiriyor. Rüzgâr hızı 30 knot üzerine çıkıyor. Bozukkale limanı yönünde bulunan çakardan gelen ışık istikametimiz gösteriyor. Fener yanıyor sönüyor, yanıyor sönüyor.

Sağanak yağmurla birlikte fırtınanın gücünü daha da hissediyoruz. Erol kaptan ikinci camadanı vuralım dese de, yelkene binen yük o kadar fazla ki başarmak imkânsız. Dümenci artık tekneyi kontrol edemiyorum diye bağırıyor.  Rüzgâr, yakaladığı tekneyi bir topaç gibi çeviriyor. Rüzgârdan kurtulan yelkenin patırtısı sesleri örtüyor. Herkes yerinde mi?  Herkes yerinde, kimse de sorun yok.  Çakarı gören var mı? Ulan nerede bu çakar, kaybolmadı ya. Teknenin pruvasında görmeye alıştığımız çalkarı yine aynı yönde arıyoruz. Oysa rüzgârın bizi tam ters istikamete çevirdiğini çakarı pupa da gördüğümde anlıyorum.

Erol kaptan ana yelkeni indirin talimatı veriyor. Klasik tipte olan yelken, güçlü rüzgârla sağa sola tokat savuruyor. Dümenden kim var? Volkan, ben artık rügardan göremiyorum başka biri geçsin, ben neredeyse kör gibiyim. Ben tutarım kaptan diyorum dümen simidini yakalarken.

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir