Blog

21 Mart 2012

Rüzgâr, Bir Tek Rüzgâr Kaldı Aklımda, Pır Pır Eden Yelkenin Omuzladığı.

Yelkende iki gün: Bölüm 8

Denize demir kazıklar çakılarak yapılmış ahşap iskelenin bağlı olduğu salaş lokantaya doğru yürüyorum. Kimseciklerin olmadığı izbe görünümlü lokanta, yağda kızarmış üç günlük balık gibi kokuyor. Saatler süren denizle boğuşmanın getirdiği sallantı bir anda durunca sallanmayan bir zeminde ayakta durmakta güçlük çekiyorum. Liman sakin olsa da açık denizdeki çalkantı tekneyi ceviz kabuğu gibi sallıyor. Volkan ayaklarını iskelenin ahşap kaplamasına vurarak, en sonunda, tanrım ne fırtınaydı diyor. Ayakları yere sağlam basmak böyle bir şey olsa gerek, oysa benim içimde hala dalgalı denizler var.  Gökyüzünde rüzgârın etkisinden olsa gerek bir tane bile bulut yok, her yer yıldızların ışığıyla aydınlık. 

Acıktım, diyorum Sefa kaptan başını öteki yana çeviriyor. Belli ki mide bulantısı hala geçmemiş. Ne yapacağız? Akşamın bu saatinde en kolay yapılan yemek en güzel olanı bana sorarsanız. Melemen yapalım mı? Hummalı bir çalışmayla melemen, peynir, çay ve nutellayla zengin bir sofra hazırlıyoruz. Sefa kaptanı zorlasam da bir dilim bol nutellalı ekmekten başka bir şey yemiyor. Bizse tavayı sıyırıncaya kadar melemene ekmek banmaya devam ediyoruz. Herkesin gözlerinde yorgunluk gizlenmiş, azıcık uzansam diyorum.
Ne zaman uyudum farkında bile değilim. Rüya bile görmedim. Hoş yaşadıklarımın yerini tutacak bir rüya olduğunu sanmıyorum. Günaydın kaptan diyorum uyku tulumunun sıcaklığını kaybetmeden. Gözümün içine tavandan damlayan su keyfimi kaçırsa da, su damlalarından sağa sola manevralar yaparak kurtulmaya çalışıyorum. Havalandırmayı açmayı unutmuşuz, baksana yağmur gibi yağıyor mübarek. Ben kalkıyorum. Erol kaptanı donanımları kontrol ederken buluyorum. Günaydın kaptan var mı bir sorun? Her şey yolunda hava durumunu alınca çıkarız. Bozuk kalenin konuşlandığı tepeye giden patika doğru yöneliyorum.
Birkaç dakikalık tırmanıştan sonra kalıntılara ulaşıyorum. Limanın dinginliği ve açık deniz rüzgârının oluşturduğu anaforlar nefesimi kesiyor. Böyle bir güzelliği yaşamak, sanırım pek çoğunuz için uzak bir hayal. Kalenin kesme taşlardan yapılmış duvarlarının oluşturduğu yolda yürüyorum. Rüzgârın ulaşamadığı oyuklarda açmış çiçeklerden içime ulaşan ışıltı kendimle konuşmama neden oluyor. İyi ki buralardayım. İyi ki gelmişim.
Rüzgârsız bir kovuk bulup, kemiklerime kadar ulaşan güneşin tadını çıkarıyorum. Rüzgâra rağmen seyir yapan gemiler, koyun sürüsüne dalmış kurtlar gibi duruyor denizde. Zaman akıyor, rüzgâr akıyor, yaşam akıyor; limanda kalmanın anlamı yok. İskeleye dönüyorum. Ayrılık vakti geldiğinde, bağınız kopuyor düne dair ne varsa. Sonra rüzgârın, sadece rüzgarın sözü geçiyor. 21.03.2022
 zati erbaş
Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir