Blog

28 Şubat 2012

Rüzgâr, Bir Tek Rüzgâr Kaldı Aklımda, Pır Pır Eden Yelkenin Omuzladığı.

Yelkende iki gün Bölüm 2

 Rüzgâr, bir tek rüzgâr kaldı aklımda, pır pır eden yelkenin omuzladığı. Hadi tekne transferine gidelim dedi Sefa kaptan. Gidelim özledim denizi. Neden içimi ürpertiyor yolculuklar bilmiyorum. Belki, bilinmezlik yüklü oldukları içindir. Belki de yolculukların yaşanmışlıklarının yaşamımı daha da anlamlı kılması.
Kızılay yer altı treninde aynı vagondayız, ama ne ben görüyorum Sefa kaptanı, nede o beni görüyor. Dolup boşalan vagonlar, inenler binenler ve birbirini görmeyen biz, tıpkı hayat gibi. Sizce de öyle değil mi, fark etmeden geçip gitmiyor muyuz hayatın yanı başından. Son durağa yakın iyice tenhalaşan vagonda göz göze geliyoruz. Erken çıktım geç kalırım diye, bu seferde yollar boştu erken geldim. Valla bende öyle düşündüm ve buradayım. Daha yarım saatimiz var kalkmasına otobüsün. Deniz beni çağırınca böyle oluyor diye geçiyor içimden; geç kalmaktan korkuyorum. Bakıyorum “Ney”ini de getirmişsin, nasıl gidiyor çalışmalar? Biraz Ney üflüyorum kaptan bıyık altından gülüyor. Olacak olacak biraz zaman gerekli, ama sakın ben varken üfleme J
Otobüsün camında dolaşan kar kelebekler gibi, ışığa uçuyor ve yere düşüyorlar. Yarı uykulu, yarı uyanık bir yolculuktan anlatılabilecek tek şey sanırım gıcırdayan dizlerimin ağrısı. Saatlerce aynı pozisyonda oturmaktan paslı kapılara dönen dizlerimi açmak biraz zaman alıyor. Oflayıp pufladıkça Sefa kaptan gülüyor. Yaşlanıyorsun farkında mısın? Evet farkındayım.
Gün ışıdıkça, mevsim de değişiyor. Anadolu da, kıştan bahara geçmek için, birkaç saatlik yolculuk yeterli geliyor. Dört mevsim bir ülke de yaşamak dünyanın en güzel şeyi. Çiçek açmış ağaçlar serpilmiş dört bir yana, her yer yemyeşil ve toprak kokuyor. Yolcularını bir bir menzile eriştiren otobüs, Turgutreise iniyor.  Sokaklar neredeyse bomboş, kiralık dükkân tabelaları kediler ve sokak köpekleri hâkim her yana. Marinanın yerini öğrenip sallana sallana yürüyoruz. Vakit henüz çok erken, birer börek, birer de portakal suyu çaksak mı? Heyhat, börekçi var portakalcı yok, portakalcı var börekçi yok. Caminin yanındaki küçük çay ocağı tost servisi yapıyor ama ben börek peşindeyim.
Portakal suyu alabilir miyiz?
Bir de börekçi var mı yakınlarda
Var köşeyi dönün, fırın var. Orada bulursunuz.
Fırını işleten hanımlar yaz kış Turgutreiste yaşayan müşterileriyle hem sohbet ediyor hem de ekmek veriyor.
Börek alabilir miyim?
Tabi ki neli olsun
Kıymalı istiyorum
Bu kadarı yeterli mi?
Borcunuz beş lira
İki de çatal koyar mısınız?
Tabi ki fazla da koyabilirim isterseniz.
O beş lirayı ben koydum diyor diğer müşteri aman karışmasın
İkimiz de gülümsüyoruz.
Ben ılık böreği kapıp portakal suyuna kavuşturmak için acele ediyorum. Ağzımda gezip duran lokmalar, keşke yol üzerindeki börekçiden “su böreği alsaydın” dese de, bir çırpıda tüketiyoruz.
Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir