Blog

19 Eylül 2009

Sivritepe-Çukurca köyü/Kızılcahamam

Güneş Çukurca köyünü sobada bir kerpiçi ısıtır gibi ısıtmış. Köyün kıyısından geçen dere kuru ve pis; sudan eser yek. Koyu gölgeliklerde nemini muhafaza edebilen toprağın yüzeyinden sinek bulutları havalanıyor. Su yaşamın kaynağı her canlı için.

Dallarıyla dere boyunu gölgelendiren söğütlerin dipleri çöpten geçilmiyor. Köylü eline ne geçerse dereye atmış. Kurtulmak istediklerimizi nehirlere savurup dursaydık tüm nehirler hüzün akardı sanırım.

Hafif esen rüzgâr evlerin ve kayaların emdiği ısıyı yüzümüze doğru üflüyor. Kesif bir gübre kokusu hâkim her yana.

Yol arkadaşlarım için iyi olacağını düşündüğüm bu rota bir an gözümde büyüyor. İçimi pişmanlık kaplıyor. Seçimleri ben yapsam da doğa benim istediğim gibi davranmıyor. Bu gün serinlikten eser yok. Bu gün hava çok sıcak, bu gün güneş, kızgın bir boğa kadar azgın. Kızgın bir kırbaç gibi dolaşıyor bedenimizden rüzgâr enerjimizi çalarak. Adımlar yavaş ve tozlu adımlar sıcak toprakta izler bırakarak yükseliyor tepelerin en yüksek yerine. Rüzgârın en güzelini yakalamak için.

Kalbimizin çırpınarak atması gibi değil adımlar, yavaş ve daha yavaş. Küçük adımlarla çıkıyoruz en yükseğe. Dünya buradan daha güzel, dünya buradan bambaşka görünüyor. Gülümsüyor yüreğimiz yaşadıklarımıza şaşırarak.

Mevsimin son çiçeklerinde yaşam devam ediyor. Burada ne görüyorsunuz diye soruyorum? Arı var diyor herkes, görmüyor musunuz? Oysa sadece arı yok, arının sarı renkli gövdesi çiçeğin içerisinde kaybolmuş örümceği gizliyor. Ölümcül bir savaşla yeniliyor yaşam kendini, sadece güçlü olanları bu oyunda tutarak. Sahi biz ne kadar güçlüyüz.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir