Blog

14 Mart 2008

Son Yolculuk Giysisi / Anı

Otobüsten sabahın erken saatlerinde indim. Ne zaman bu şehre gelsem içimi geçmiş zamanın acıları dolduruyor. Bu gün başka bir anneyi kaybetmenin hüznünü paylaşmaya geldim. Bakımsız sahilde bir tur atıp banklardan birine oturup denizi izliyorum. Yaban ördekleriyle dolu, dalgalar yükselip alçalıyor. Güneş yükseldikçe garip bir buğu bir pırıltı yükseliyor denizden.

Kervansaray lokantasına çocukluğumda babam ile gelir öğlen saatlerinde döner yerdik; şimdi yalnız başıma gidiyorum. Ağabeyim biraz daha yaşlanmış. Kucaklaşıyoruz, acıları paylaşmak için içten bir sarılma yetiyor. Yengem nasıl? Perişan diyor çok perişan. Sen nasılsın? Omuzlarını çekiyor; içime saplanan sessizliği kimse bilemez..

Yapmamız gerek bir şey var mı? Kefen alıp köye gidelim sonrasına bakarız.  Manifaturacı da yaşı sekseni geçmiş bir adam ve kırklı yaşlarında oğlu var. Kefen alacağız. İhtiyar önce başsağlığı dileyip kim olduğunu soruyor, sonra kadın mı erkek mi diye soruyor.

 Kocaman elleri makası narin bir bebek edasıyla yakalıyor. Büyük ve nasırlı parmaklarının üzerindeki tırnaklar yılların etkisiyle çatlak, çatlak. Raflardan birinden indirdiği kefen bezini dua eder gibi büyük bir saygıyla açıyor. Açılan bezin katlarını defalarca kontrol ediyor. İşine duyduğu saygı ellerindeki titremeyle birleşince yarı karanlık manifaturacı dükkanı mistik bir mekana dönüşüyor.
Makas bez üzerinde hıçkırık sesine benzer bir sesle dolaşıyor. Kestiği bezleri tezgah üzerine dikkatle diziyor. Küçük şeritleri halinde kestiği kumaşları bir kenara koyup eline yeşil bir bez alıp ikiye katlıyor. Kefenin üzerine yaydığı bu ikiye katlanmış örtünün kat yerinden makasla bir parça kesiyor deliği kontrol edip hafifçe yırtıyor.

Suskunluğu bozuyorum. Yeşil olanı nedir? Göz çukurlarındaki gözleri hafifçe ışıldıyor. Yeşil olan mahşer gömleği, kadınlarda yeşil, erkeklerde beyaz olur.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir