Blog

28 Nisan 2011

Ulus Hali’nde Zaman

Hareketler hızlı ve çabucak. Ellerdeki maşrapalardan balıkların üstüne serpilen su, süzülüp mazgallardan akıp gidiyor. Kıvırcık salatalıklara serpilen su, biraz daha şanslı, daha uzun süre kalıyor tezgâhta. Tavandan sarkan lambaların ışığı yansıyor damlalarda. Radyoda istasyon ararken belirip kaybolan cızırtı gibi bağırıyor limoncular; Yedi tane bir lira. Baharatçılar, bakliyatçılar, kuru pasta satıcıları, sebzeciler, meyveciler; Kasaplar bile bağırıyor, gel gel gel, buyrunnn.

İki göz sokakta, rüzgar esintisine benzer bir akım olsa da, kokular havada asılı. Çilek kokusuna karışan fırınlanmış kelle kokusu, farklı bir duygu yaratıyor insanda. Kapağı açık kavanozun tuzak olduğu besbelli; Bal on lira. Kimileri için hayatın tadı o kavanoz da gizli. Gelenler, geçenler, pazarlıklar, bağrışlar, çağrışlar; iki sokaklık bir hayat gailesi. Akşam eve dönerken eli kolu dolu gitmek kapıları açmak için hayatın en güzel hilesi .

Ya sesleri olmasaydı Ulus halinin, kokusu olmasaydı. İki sokakta rüzgar gibi dolaşan insanları olmasaydı. Balıkçılar bağırmasaydı. Pişmiş kelleler sırıtmasaydı. Bir kavanoz bal açık kalmasaydı. Ben orada olmasaydım. İçinde insana dair bir şeyler taşımayanlar çabuk unutuluyor. Ulus Halide unutulur giderdi.
Sen hiç Hal gördün mü diyorum Irmağa? Gözlerini kaçırarak görmedim diyor. Hiç görmedim, zamanım olmuyor ki! Bir çocuk için zamansızlık ne demek sorusuna cevap arıyorum, bulamıyorum. Ulus hali gözlerini yumuyor bu soruyla.
zati erbaş
Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir