Blog

25 Ağustos 2009

Uzunbacak, Black-winged Stilt, Himantopus himantopus

Poyraz bu gün çok sert, denizde çok galaş var. Teknenin su yapan yerlerini macunluyorum. Tekne demişsem 4,5 m. kestane ağacından bir balıkçı kayığı. Adı Emice, Emine’nin Emi’si Cemali Ce’si anamın ve babamın adlarının bileşkesi. Akşam palamuda gideceğim. Henüz çok yağlanmadığı için tam yeme zamanı. Oy oy tadını bilseniz.

Biraz fotoğraf biriktirsem iyi olacak diye geçiyor aklımdan, kış gelince yazacak bir şeyler lazım. Hoş hiç konu sıkıntım olmuyor ama olsun. Çocukluğumun geçtiği bu yerde bir tur atmak ruhuma iyi geliyor. Fındık bahçelerinin arasından Yason burnuna doğru yollanıyorum. Henüz olgunlaşmaya başlayan birkaç incir gözlerimden kaçmıyor. Fındık bahçelerinin içerisine serpiştirilmiş elma, armut ve üzüm ağaçları olgunlaşmaya başlayan meyvelerini dökmeye başlamış bile. Kurtlu meyvelerin tadı çok güzel, kurtlar ağızlarını tadını biliyorlar. Akasya ağaçlarından havalanan gece balıkçıllarının çığlığı beni kendime getiriyor. Hani az yiyecektim? Hani kilo alıyordum. Amaaan sende rejimin zamanı mı şimdi.

Deniz kıyılarını kolaçan edip fotoğraf arıyorum. Ne garip her yer birbirine benziyor. Yason burnunun diğer yakasına baksam iyi olacak. Güneşin ters gelen ışıkları içerisine gizlenen kuşu görünce, deyim yerindeyse talan ettiğim böğürtlen dikeninin arkasına gizleniyorum. Kalbim küt küt çarpıyor. Aman sende diyorsunuz biliyorum altı üstü kuş. Ama siz hiç uzun bacak gördünüz mü?

Kırmızı bacakları upuzun, sanki bir anda kırılacakmış izlenimi uyandırıyor. Beyaz bedeni ve siyah kanatları güneşte pırlı pırıl parlıyor. Sahilin oldukça sığ olan bu kısmında, denizin sahile taşıdığı yosunlar arasında çevik adımlarla dolanıyor. Uzun ve sivri gagasıyla yosunları karıştırıyor. Ani hareketleri, onun sinekleri ve kurtçukları avlandığını gösteriyor. Ters ışıkta iyi bir fotoğraf yakalarım umuduyla yere uzanıyorum. Önümdeki otlar görüşümü engelliyor. Objektifi kaldırdığımda beni algılayan kuş hızlı adımlarla sahil boyunca uzaklaşmaya başlıyor.

Kahretsin şimdi beni görmenin zamanı mı? Uzaklaşan kuş için artık gizlenmenin anlamı yok. Objektifin kısıtlı yakınlaştırması kuştaki garipliği görmeme olanak veriyor. Sırtı bana dönük olan kuşun kanatlarından biri daha düşük. Yaralı olabileceğini düşünüp sakin adımlarla üzerine doğru yürüyorum.  Uzunbacak adına yakışmayan küçük ve hızlı adımlarla aramızdaki mesafeyi koruyor. Işığın değişmesiyle görüşüm netleşiyor. O yaralı bir kuş ve yaraları oldukça derin.

Kuş yer değiştirmek için havalanmaya çalışıyor. Yerden birkaç metre yükseliyor ancak kanadı buna izin vermiyor. Ona, onu incitmeyeceğimi söylüyorum. Kumun üzerine oturup bekliyorum. Beni dinliyor. Çevresinde olan böceklerden birini kapıyor. Şimdi mevsimin güzel zamanları sahilde av bol ve tehlike yok. Bu sayede beslenebilir ve tekrar uçma şansını yakalayabilir.

Yaralarını dikkatle incelediğimde; aslında yaşam döngüsünün başka bir olgusuna tanıklık ettiğimi anlıyorum. Uzunbacak başka bir avcı yırtıcının elinden kurtulmuş. Yaraları baş ve boyun bölgesinde oldukça derin. Bu öldürmeye programlanmış bir yırtıcı kuşun bıraktığı izler. Av bu sayede avcı tarafından hızla etkisizleştiriliyor. Öldürmeyi bilmek bir yırtıcı kuş için az enerji harcamak demek, az enerji harcamak az avlanmak anlamına geliyor.  Eğer bu bir memeli saldırısı olsaydı kuşun vücudunda farklı yaraların ve diş izlerinin olması gerekirdi. Böyle bir saldırı uzun bacaklı, zarif kuşun sağ kalma ihtimalini neredeyse imkânsız hale getirirdi.

Çapariye vuran palamudun ağırlığıyla geliyorum kendime. Yekeyi kırıp oltanın üzerine dönüyor ve yavaşça misinaya asılıyorum. Derinlerden iki parıltı yansıyor yüzeye ve ben onları büyük bir saygıyla alıyorum güverteye. Yaralı kuş sahildeki böceğe, ben Palamuda saldırıyorum denizde. Yaşam ve ölüm, olağan bir devinimle dönüp duruyor; Havada, karada ve denizde.

zati erbaş

Doğa Okulu

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir