Blog

14 Ağustos 2010

Valla Kanyonu 2: Ayyy! Hiç Farkında Değilim.

Güneş nereden doğacak? Belli değil.  Mavi bir gün yükseliyor kanyonun derinliklerinden, biraz buğu ve rüzgâr. Hava akımının oluşturduğu dokunuşla, yattığım yerden doğruluyorum. Kırılan küçük dalların çıkardığı ses, ocağı alevlendiriyor. Celal yüzünde her zamanki gülümsemeyle dolanıyor. Ağız dolusu bir gülümseme ve günaydın yayılıyor sabaha. Nasıl geçti gece? Uyuyabildin mi? Pek uyuduğum söylenemez, sanırım yorgunluk derin uykuya geçmemi engelliyor. Kahvaltı et kendine gelirsin.

Yolculukların vazgeçilmez adamı olmalı Celal! Olmalı diyorum çünkü hiç kimse olumsuzluklar karşısında onun gibi olumlu tepki veremez. Bu durum, moraliniz ne kadar bozuk olursa olsun kendinizi iyi hissetmenizi sağlıyor.

Kahvaltı faslı uzun sürmüyor, iki lokma beni tıkıyor. Eşyaları toplamak için çantamın bulunduğu yere seğirtiyorum. Aslına bakarsanız, bilinmezin büyüsü, gitme isteğimi körüklüyor. Bir gece öncesinden kurulan ip köprüsünün bulunduğu yere gitmeden, kampa son bir kez daha göz atıyorum. Gördüklerim hiç de iç açıcı değil, çöplüğe dönen kamp alanına sigara izmaritleri hâkim. Celalin çöp konusunda duyarlılığını biliyorum ve bu durum diğer günlerde kendini katı bir disiplinle gösteriyor.

İp köprüsünün kurulduğu alan,  suyun daralan kanyon duvarları arasında, gücünü bir çavlana dönüştürdüğü ve büyük bir kahkaha attığı yer. Burası diyor Celal, artık dönüşün olmadığı nokta, geçtikten sonra ipi alırsanız asla dönüşünüz yok. İpe giren herkes hızla karşıya yüzüyor. Kurulan var-gel köprüsü çantaları karşı kıyıya taşıyor ve son adam da karşıya geçiyor. Artık dönüş yoluna bizi bağlayan hiçbir şey yok.

Suyu çevreleyen kaya duvarlarının kenarında yürüyoruz. Kayalar düşündüğümün aksine kaygan değil, ıslaklık bile bu durumu değiştirmiyor. Buradan suya iniş yapacağız. Emniyet alınacak noktayı kontrol ediyor, hat kuruyoruz. Önce ekip lideri iniyor ve kontrolleri yapıyor.

Hey ne yapıyorsun! Can yeleğinden emniyete girmişsin! Ayyy! hiç farkında değilim. En küçük göz ardı edişin ölümle sonuçlanabileceği bu ve benzeri ortamlarda hataya yer yok. İçime dolan adrenalin garip bir duygu yaratıyor. Olabilecek herhangi bir hata için emniyet noktalarını ve bağlantıları tekrar tekrar kontrol ediyorum.

Eğer kendi emniyetinizi alamıyorsanız başkalarının emniyetini alamazsınız!

İkincil sürpriz gecikmiyor. İp hattına nasıl giriliyor? Nasıl yani ip inişi yapmadın mı? Yaptım, ama hep başkaları bağladı. İyi gel ben bağlayayım.

Hey ne yapıyorsun, ellerini neden bırakıyorsun? Pursik emniyetinin kullanılmadığının söylendiği bu tip kanyon inişlerinde her ne kadar ipin diğer ucundaki arkadaşınız emniyetinizi alsa da, asıl kontrol sizdedir. İpi, kalça üzerinde sıkıştırarak yapılan bu emniyet, büyük önem taşır. Ve yapacağınız en küçük hata ciddi yaralanmalarla sonuçlanabilir.

İnişler, suyoluna düşmüş kayalara çıkışlar, emniyet hatları, geçişler, geçişler; sanki hiç bitmeyecek bir gün yaşanıyor duygusuna kapılıyor insan. Su geçirmez çantalara doldurulmuş öğle yemeklerine sızan su (fındık, kuru üzüm ve kaysı)  yemeği aşureye çevirmiş durumda. Öğlen yemeklerini, sürekli bir atıştırmaya dönüştürmeyi öngören bu yöntem, pek çoğumuz için verimli değil. Her şey var, ama hiç bir şey yemek gelmiyor aklınıza.

Kırmızı ipi neden kimsenin almadığını şimdi anlıyorum. Çantam kaç kez açıldı, kapandı bilmiyorum. Her seferinde püsür aldığım ipi düzeltiyor ve çantama yerleştiriyorum. İp nerde?  Çağrısını bekler oldum ve her seferinde ipi çözmekten, düzeltmekten yoruldum.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir