Blog

23 Ağustos 2010

Valla kanyonu 4: Olabileceklerin Farkında Değiller

Yıldızı bol bir gecede, uyku tutmuyorsa, yıldız seline kapılıyorsunuz. Bir iki, üç, beş, bu kadara fazla diyorum kayan yıldızları gördükçe, ne kadar az dileğim varmış hiç farkında değildim. Gün doğumuna yakın, geceye yenik düşüyorum. Guruldayan bir mide uyandırıyor beni yeni güne, açım. Karnımdan gelen sesler, geçtiğimiz yolun hiç kolay olmadığını söylüyor. İyi beslenememenin etkisi kendini iyiden iyiye hissettiriyor. Kalan ekmekten bir parça kesip, mutfağın kurulduğu kayalara gidiyorum. Bir parça kavurma alıp ekmekle açlığımı bastırıyorum.

Kahvaltı uzun sürmüyor. Tencereye sallanan poşet çaylar, kahvaltıya renk katıyor. Birkaç zeytin, bir dilim peynir ve bir türlü bulunamayan şeker poşetlerini aramakla geçiyor zaman. Şekerlerin, akşam yapılan kahve keyiflerinden elde kalanlar olduğunu görünce yapılan planlamanın gerçekliği daha bir göz önüne geliyor.  Bol alınmış helvaysa tam bir mutluluk kaynağı.

Kampın toplanması uzun sürmüyor. Celal, bu gün herkes eşit malzeme taşıyacak, dese de, okkalı bir küfür sallamaktan kendini alamıyor “ Nasıl oluyor anlamıyorum hala fazla malzeme var”  Kırmızı ip, perlonlar, yeşil mercimek ve makarna benim payıma düşen öbeği oluşturuyor. Kader, diyorum gurubu izlerken, herkes kumda bir şey arar gibi başı önde geziyor. Celal, kamp yerinin temizliğini yapalım çağrısına; Ali sen kontrol et cümlesini ekliyor. Ali’nin duyarlılığı en azından bir şey için gerçekliğini buluyor.

Bu gün zor geçeceğe benziyor. İp inişi, emniyet almalarla geçen saatlerde tuvalete gitmek, üzerimizde bulunan malzemeler nedeniyle imkânsız. Geçişin en zorlu etaplarından birinde, su düşümlerinden ve zorlu akıntılardan korunarak ilerlemeye çalışıyoruz. Celal her detayı kontrol ederek ilerliyor. Hasan ve Aptullah’ın tüm uyarılara rağmen kayalarda hoplayıp zıplamaları beni tedirgin ediyor. Kaza geçirmemiz durumunda bize yardım edecek hiç kimse yok ve kurtarılmamız günler sürer.

Ekibin yarısından fazlası sigara içiyor. Her fırsatta bunu değerlendiren gurup, molaları eziyete dönüştürüyor. Yemek molası istemeyen, bunu fındıkla geçiştirerek zaman kazanmaya çalışan ekip, sigaradan taviz vermiyor. Suyun içerisinde bir kayaya tüneyerek sigara içenleri beklemek çok can sıkıcı, yapacak bir şey yok sineye çekiyoruz. Böyle bir etkinlikte her şeyi yaşanır kabul etmek mümkün mü? Sanırım hayır. Suda yüzen onlarca sigara izmariti, doğanın korunması yolunda özen gösterdiğini söyleyen insanların gerçekliğini bir kez daha göz önüne koyuyor.

Suyun derin bir oyukta kaybolduğu yer, oldukça tehlikeli. Karşıya geçmek için büyük bir kayaya tırmanmak ve birkaç metre ötedeki diğer kayaya atlamak gerekiyor. Kayaya tırmanıyor ve durumu gözden geçiriyoruz. Emniyet açalım diyorum, düşersen seni oradan çıkarmak mümkün olmaz, Aptullah başını sallayarak onaylıyor.  Kayanın üzerine doluşan katılımcılar yüzünden ip açmak mümkün değil. Celale bakıyorum, ben ne yapayım der gibi kafasını sallıyor.

Her sıçrayış, yaşamla ölümün sınırını belirliyor. Gurubun neden bu kadar rahat olduklarını düşündüğümde farklı bir gerçeklik ortaya çıkıyor. “Olabileceklerin farkında değiller”.Atılan her düğüm büyük önem taşıyor. Oldukça aceleci davranıyoruz, aceleyle emniyet kurmak tehlikeye davetiye çıkarıyor oysa. Bu durumu ifade eden en iyi cümle gurubun en gencinden geliyor. Yahu bir kere de sekizli düğüm atın, çekeri en yüksek olan o, neden kördüğüm atıyorsunuz anlamıyorum, çözmek çok zor oluyor. Atılan her düğümün, kurulan her emniyet noktasının doğru yapılması gereken bu vahşi yerde, başarı dikkat gerektiriyor. Emniyet hattı kuruyor ve bir bir karşıya geçiyoruz.

Tuvalete gitmem gerek ama nasıl? Neopren elbisenin üzerimden çıkması emniyet malzemeleri nedeniyle imkânsız, paçadan koyuveriyorum. Sıcaklık ve yoğun idrar kokusu  içimi bulandırıyor ama yapabileceğim bir şey yok.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir