Blog

8 Şubat 2008

Yankı Vadisi

Havada nem, gündelik yaşam kaygılarım kadar boğucu. Ormanın içine doğru giden yol yitik zamanlara giden bir kapıya ulaşacak biliyorum. Yol ikiye ayrıldıkça, bilmediğime doğru yöneliyor gönlümde bir yerler. Uzun soluklu bir rüzgar sesi, derin vadilerde akan sulardan havalanan damlacıklar kadar pırıltılı bir yaşam var, sen yoksun. Yol nereye gidiyordu diye düşünmek için dere yataklarından birine yöneliyorum, taşlar, yıkık ağaçlar, otlar, kabalaklar, duvara dönüşen kaya blokları arasından bir yol arıyorum.

Yürümeyi öğreniyorum taşların kaygan yüzeylerinde, dengeyi, yaşamı dengelemeyi, çözümü, çözümsüzlüğü,yol arkadaşlarıma ne kadar güvendiğimi, neden burada olduğumu. Önce ben düşüyorum, elimin acısını soğuk suyla dindirmeye çalışıyor yol arkadaşlarımı izliyorum. Kendine yol arayanların dağınıklığının tehlikeli olduğunu biliyorum, aklımıza eseni yapmak bizi özgür kılmıyor.

Atmış derece eğimde yürümek kendimi kontrol etmek için iyi bir yöntem, sudan uzaklaşıp tepelere yöneliyorum. Yürüyüş zorlaştıkça yardımlaşma artıyor, herkes yol arkadaşına göre davranıyor,suda ıslanmak yerine terden ıslanmayı tercih ediyoruz. Yukarıdan gelen su sesine doğru yöneliyor, iki kaya bloğu arasına sıkışmış küçük şelalede susuzluğumu gideriyorum. Adını bilmediğim mavi çiçeğe yolu soruyorum, kayalıkların üzerindeki rüzgarı anlatıyor bana. Sonra bir ses duyuyorum yukarı, yukarıda, yukarıdayım sık ağaçların arasındaki patikayı bulamıyorum.

Molada yerlere saçılmış keramik parçaları eski bir mezarın parçaları olmalı daha öncede görmüştüm. Tepenin en yüksek yerindeki düzlükte,sonsuz uykusundan uyandırılmış insanlarla karşılaşıyorum.Kazılmış çukurlardan etrafa saçılmış kemikler,kırık testi parçalarıyla dolu her yer,rüzgar ağlıyor gibi. Kayaların birinin dibinde bir bebeğe ait olduğunu düşündüğüm kemiklere rastlıyorum,bin yıllar öncesinden bir dokunuş hissediyorum yüzümde.

Ağaçların arasındaki pencereden ormanı izliyorum,içimden bağırmak geliyor avazım çıktığınca.İçimde yıllar,yıllardan arta kalanlar,savuruyorum ormana sesimi;geri dönüyor her şey bana. Bir kartalın çığlığı ve rüzgar ve su,iç çekişi ormanın,bütün sesler gitmek üstüne. Ayağa kalkıyorum yavaşça,uçurumun kıyısında,kollarımı açıyorum iki yana.

zati erbaş / Temmuz 2004

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir