Blog

8 Şubat 2008

Yazılı Kanyon

HÜR İNSAN ÜZERİNE ŞİİR 

Günlerdir yoldayız. Uzaktan gördüğümüz yerleşimin Çandır olduğunu düşünerek çadırımızı kuruyoruz. Dut ağacının altında akan çeşmenin yan tarafına kurulmuş ocakta kalan kömürleşmiş odunları tutuşturarak ısınmaya çalışıyoruz.Çıralı olan kısım tutuşup avuçlarımda kara bir iz bırakıyor.Tüm çabalarımı rüzgar boşa çıkarıyor ateş yakmak imkansız.
Çadıra doğru yönelip rüzgardan korunmaya çalışıyoruz.Her yerim çamur,temizlenmeden tuluma girmem imkansız paçaları bölüp kendimi tuluma atıyorum bol miktarda su içip Beypazarı kurusu ve yeşil soğan yiyoruz. Günlerdir yağmurda yürüyoruz neredeyse kuru giyeceğimiz yok,yağmurdan ıslanmasak da nem her şeyi berbat hale getirdi.Çok yorgunum.
Gece esen rüzgar defalarca uyandırıyor beni,yağmur taş gibi gürültülü yağıyor. Tatlı bir şeyler çekiyor canım çikolata isteğimi bastırıyor. Sessizlik kuş cıvıltıları ile bozuldu dışarıda güneş ve hafif bir rüzgar var. Dışarı çıkma isteğim ayaklarımdaki korkunç ağrı tarafından engelleniyor.Uzunca bir süre ovalıyorum.Kaskatı kesilmiş parmaklarımı düzeltemem epey zamanımı alıyor.Eşyaları güneşe serip çeşmeye yöneliyorum,su buz gibi içmek imkansız  rüzgar üşütüyor . Ocağın tatlı homurtusu suyun fokurdamasıyla uyum içinde çay ve kremalı bisküvi yorgunluğun ve moralsizliğin en güzel çözümü.Etraf rengarenk giysilerle dolu çiçekler henüz açmamış,hayvan sesleri git gide yaklaşıyor iki küçük çoban elini kaldırarak selamlıyor bizi.Gözlerinde merak dolu bakışlar var.  Hiç acele etmeden bir şeyler atıştırıp eşyaları kurutuyoruz:Dün gece yakamadığımız ateşin dumanı rüzgarla savruluyor. Çobanlar biraz uzağımızdan ne yaptığımızı izliyor.Yanlarında yeni doğmuş bir kuzu var çok sevimli,içim ısınıyor. Her şey neredeyse kurudu çantaları toparlayıp  ateşi çobanlara bırakıp Çandır a doğru yola çıkıyoruz.
Yoldaki samanlıktan ot alan kadına;abla bu köyün adı ne diye soruyorum Yıldız diyor,Çandır nerede? sekiz kilometre sonra,stabilize yolda bizi Çandır a götürecek arabanın gelmesi hayaliyle uzaklaşıyoruz. Karaca ören baraj gölet ini gören çeşmede mola verip ne yapacağımızı konuşuyoruz,araç bulursak döneceğiz. Çandır kasabasının girişinde Yazılı kanyondan gelen suyla karşılaşıyoruz ,her şey dingin bir berraklık içinde.
Kahvede taze demlenmiş çayla yorgunluk atarken Isparta ya en erken bir gün sonra araç olduğunu öğreniyoruz,kahveci balık yememizi öneriyor (kiremitte ve fırında).Lokantada hummalı bir inşaat sürüyor,iptal edilmiş bir turun servisleriyle kurulan masada Çandır da yapılan olağan üstü güzel ekmekle neredeyse karnımız doyuyor.Nehrin kenarına kurulu lokantanın karşısında hapsedilmiş gibi duran deve kuşlarını soruyorum Antalya dan armağan geldiğini söylüyorlar,yapılan inşaatın mimarisi berbat hapishane gibi.
Kötü yapılan bir binanın içinde kesilmemiş iki çınar ağacı yükseliyor ağaçları korumaya almışlar şaşkınlıkla anlamaya çalışıyorum;beton haline gelen bir yerde korunan iki ağaç affedilmemize yetiyor mu?Kiremitte pişmiş alabalık,soğan domates;yemeği büyük bir iştahla tüketiyorum,Yavuzun balık sevmiyor olması yemeği ikiye katlıyor. Yazılı kanyonun girişine kadar düz bir parkurda yürüyoruz,herhalde yemeğin üstüne tırmanmak zor olurdu. Demirden yapılmış köprüden geçen ziyaretçilerle selamlaşıyor Epiktetos’un yazdığı  şiirin önünde duraklıyoruz.
HÜR İNSAN ÜZERİNE ŞİİR

Ey yolcu, yol hazırlığını yap ve koyul yola; şunu bilerek

Özgür kişi sadece karekterinde hür olan kişidir.

Kişi hürriyetinin ölçüsü bizzat kendi doğasında bulunur.

Ve kararında içtenlikliyse hür kişi,yüreğinde ise dürüstlüğü,işte bunlar asil yapar kişiyi.

Ve bunlarla yücelir hür kişi hatalarla değil

Kulakları çınlayan pek çok eski-dost?bırakıp arkamızda kanyona giriyoruz. Suya yakın olacağımız düşüncesi kanyon duvarlarına doğru yükselen patikayla mutsuzluğa dönüşüyor. İki saatlik bir tırmanıştan sonra eski bir kale kalıntısının bulunduğu bir düzlüğe ulaşıyoruz.

Yol su tüketimimizi ikiye katlayınca akşam için bir litre suyla idare etmek zorunda kalıyoruz. Eski yerleşimin kalıntıları ve çevrenin görüntüsü olağan üstü,kayalarda birikmiş yağmur suyunu plastik boru yardımıyla alıp kaynatıyoruz ,su gibisi yok. Karanlığın çökmesiyle çıkan hafif rüzgarda orman cinleri dolaşıyor ve baykuş çığlıkları hakim oluyor etrafa.

Sabah erkenden uyanıp vadilerin doyumsuz güzelliğine bakıyorum. Sis bütün kanyonu kaplıyor bulutların üzerindeyim;gerçekle düş arasındaki çizgiden izliyorum yaşamı. Havanın güzel olması erkenden hazırlanmamızı kolaylaştırıyor,ne yöne gideceğimizi tahmin etmeye çalışıyoruz bir vadiden diğerine mi yoksa kayaların iyice dikleştiği daha yukarılara mı?

Yükseliyoruz, kayalıklar arasındaki patika silikleşiyor. Önümüze çıkan küçük tırmanışları kolaylıkla yapıp bir kaya balkonuna çıkıyoruz vadinin, ormanın, bulutların üzerinde.

Yukarılarda gözüken güneşe henüz ulaşamadık, önümüz geçilmesi gereken engellerle dolu ve bunları kamp yüküyle yapmak oldukça zor. Kahvaltıyı kanyon duvarlarının üzerinde yapmayı planladık yolun kısaldığını düşünürken çıkan küçük engeller zamanımızı çalıyor acıktım ve susadım. Bolt çakılmış yan geçişi vidalara basarak kolaylıkla aşıp küçük bir baca çıkışıyla  düşle gerçek arasındaki çizgiyi geçiyoruz. Güneş, limonata, Beypazarı kurusu dinlenmenin diğer adı artık Sütçüleri görebiliyoruz ama daha dört saatlik yürüyüş var önümüzde.

zati erbaş

Gezi Yazıları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir