Zati Erbaş

Çoğu zaman ilk kez tanıştığım herkese adımı bir kaç kez söylemek zorunda kalırım. Neden kolay anlaşılamadığını hiç anlayamadım. Hani Zati Sungur’un Zati’si var ya ondan. Çocukken tuhaf bulduğum, zor söylenen bu isim, şimdilerde de aynı anlaşılmazlığı sürdürüyor ama zamanla alışıyor insan. Kim koydu bu ismi diye sorduğum babam; anneannen deyince suçluyu bulmanın keyfiyle ona yöneldim.

Anneannemin anlattığı öykü belki kelimesi kelimesine aynı olmayacak ama her hatırladığımda beni gülümsetmeye yetiyor.

Ağabeyim problemli bir doğumla dünyaya gelince, babam hamile olan annemi Samsundaki hastaneye götürür. Annem hastanede, anneannem otelde, babam ikisi arasında mekik dokurken ben dünyaya gelmişim 29 Mayıs 1963. Sen çok kolay dünyaya geldin yavrum hiç canımı yakmadın derdi. Doğum sonrası babam, anneannemi hastaneye götürürken; anne bebeğin adını sen koymak ister misin diye sorar. Faytonla hastaneye giden anneannem dışarıdaki bir konuşmaya kulak misafiri olur. Biri seslenir, Zati bey, Zati bey. Cevap güzel bir Türkçeyle Efendi mm olarak gelir. Bu sesleniş anneannemi etkilemeseydi Hasan, Hüseyin, Durmuş olabilirdi pekâlâ adım. Zati olsun bebeğin adı der anneannem, öylede olur.

Şanslı bir çocuktum, iyi bir babam vardı ve ondan daha iyi bir arkadaşım olmadı. Sıhhiye Cemal; düzgün konuşan, düzgün giyinen yakışıklı bir adamdı ve gri takım elbise ona çok yakışırdı. Kabataş erkek lisesinde başlar okul serüveni, oradan sağlık lisesine geçer. Uzun yıllar İstanbul da yaşar ve birkaç kez evlenir, rivayet dört olarak bilinir. İçkiyi, kadınları ve kumar oynamayı severdi. Hiç sarhoş olduğunu görmedim. Annem çapkın olduğunu söylerdi ama ben hiç tanık olmadım. Kumarı ben doğmadan bırakmıştı ama briç oynamaktan hiç vazgeçmedi. Çakır keyif olduğu zamanlarda kumarı bırakma hikâyesini anlatırdı garip bir gülümsemeyle.

Maaşı alınca Vona’nın kumarcı eşrafıyla masaya otururdum. Para bitmeden kalmak olmuyor kumarda derdi. Eve geldim perdeleri kapadım ve uzandım. O kadar sigara içtim ki odada göz gözü görmüyordu. Köyden gelen annem odaya girer ve sorar. Ne oldu Cemal? Sorma Emine! bütün maaşı kumara verdim. Annem odadan çıkar biraz düşünür ve geri döner. Boynundaki altınlardan birini çıkarır ve babamın avucuna koyar. Ve ekler bunu al bozdur, bakkalın borcunu öde geri kalanını sigara parası yaparsın, sakın kimse duymasın. Ben köyden sebze, yumurta, tereyağı getirir mutfağı geçindiririm.

Annem genç kızken koltuk altında bıçak taşırmış. Bu nedenle takma adı erkek Emine’dir. Okumayı ve terziliği kendi kendine öğrenen annem, gelinlik diker, düğünlerde aşçılık ederdi. Çöpçatanlıkta üstüne yoktu annemin, kaşla göz arasında milleti baş göz ederdi. Büyük annemle aynı kaderi paylaşan, anneannem 19 yaşında, büyük annem 18 yaşında dul kalmış, Biri kurtuluş savaşında, diğeri seferberlikte. Büyükannemin iki, anneannemin bir çocuğu var. İkisi de bir daha hiç evlenmemiş. Neden evlenmedin anneanne diye sorduğumda dedeni görsen anlardın. Çok yakışıklı bir adamdı ne desem boş derdi. 19 yaşında dul kalan anneannem öldüğünde 101 yaşındaydı ve son nefesine kadar dedemi çok sevdiğini söyledi.

Devamı yazım aşamasında